TOZDUMAN

Kaldırım taşlarından kaldırdı başını ve baktı, baktı, baktı. Neler oluyor, dedi. Bir ses, sanki kıyamet telaşı vardı ruhlarda. Elli metre kadar ötede büyük bir kalabalık. İçlerinde sosyal mesafe kurallarına asgari derecede de olsa dikkat edenleri fark etti önce. Adımlarını hızlandırdı, merak etmişti. Sonra ellerin L şeklinde hazırda durduğunu gördü. Anlamsız bir sahne olarak düşündüğü bu tabloyu bir adım daha yaklaşınca çözmüştü. Herkesin ellerinde o akıllı telefonlardan, yere yığılmış yaşlı bir adamı çekiyorlardı. Kimi çekimi bitirmiş, çabuk adımlarla arama motorlarına kanalların WhatsApp ihbar hattının numarasını aratmıştı. Biri öteden bağırdı: “Hadi artık ambulansı arayalım, adam can çekişiyor.” Diğeri: “Dur dur bekle daha bitmedi benim çekimim.” Bir başkası kimsenin duyamadığı bir sesle: “Canlı yayın yapıyorum, sakin sakin.” demişti. Bu kızılca kıyameti yarıp geçti. Ne yapıyorsunuz siz diyerek herkesi kenara itti, bir alkış tufanı koptu. İşte beklenen kahraman gelmişti, adamın hayatı kurtulacaktı. Hemen 112 acil servisi tuşladı. Telefona çıkan hanımefendiye hastaya dair bilgileri verdi, hastanın başında bekledi. Canlı yayın yapan: “Abi, helal olsun sana, adamsın sen adamsın.” İçinden binlerce küfür: “Kardeş kapat şu telefonu. Neyin kafasını yaşıyorsun sen?” dedi ama nafile, kimse istifini bozmuyordu. Yirmi dakika sonra ambulans gelmiş ve son görüntülerini de alan topluluk garip bir mutlulukla işlerine dönmüşlerdi.

Kaldırım taşları soğuktu artık, kış geliyordu apartman aralarına. Hava kararmak üzereydi. Dışarıdaki işlerini halletmişti. Dükkâna geldiğinde televizyonu açtı, Altı haberlerinde takıldı gözleri. Öğlen yardım ettiği adamın vefat ettiğini öğrenince şaşırdı kaldı. Aklına yıllar önce özel bir hastane önünde vefat eden babası gelmişti. O zaman daha yirmisindeydi. Gözlerinden bir damla yaş aktı, sonra bir tane daha ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Soğuk kaldırımlarda ruhunu teslim edenlerin hikâyesiydi artık dünya. Caddeler kalabalık da olsa tenha ölümlerin adresiydi. Bir sigara yaktı, sonra bir tane daha, çay doldurdu bardağına, kanalı değiştirdi. Akşam haberleri öncesi izlediği dizi ekranlardaydı. Gülmekten katıldı, elemanı garipseyerek ustasına bakıyordu. “Ya şu adam da pek komik ya, hastayım bu diziye.” dedi. “Usta iyisin değil mi?” diye sordu eleman. “Her zamanki şeyler işte oğlum, iyiyim. Hadi sen işlere bak, şuradan bir bardak çay daha doldur.” “Tamam usta.” Akşam ezanı okunuyordu, yağmur başlamıştı o an. Gözler mavi ışıkta huzuru arıyordu. Meteoroloji üç günlük yağmur haberini sabahtan vermişti.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir