TÜRK FELSEFESİNE GİRİŞ ve FARABİ’DE DEVLET FELSEFESİ

Devlet ya da siyaset felsefesi, Antik Grek döneminden miras kalan önemli konulardandır. Devlet, birey ve toplum arasındaki ilişkinin nasıl olacağı, politika kuramının mahiyeti, yasa, adalet gibi konularla uğraşan Fârâbî, birçok alanda olduğu gibi bu alanda da başarı göstererek İslâm siyaset felsefesinin, politika biliminin kurucusu olmayı başarır. Fârâbî, siyaset felsefesini insanın doğası ve varlığın işleyişine uygun bir hale getirerek kurar. Buradaki varlıkla uyumlu olma ilkesi, aynı zamanda Tanrı’yla da bir uygunluk arz etmektedir. Fârâbî’ye göre evrendeki bu tabii düzen, tanrısal adaletin yansımalarıdır. Yani Fârâbî için Tanrı’yla, varlıkla ve doğayla uyumlu olan devlet yapılanması, Tanrı’nın yönetim sistemine yakın bir politika içerir. Böylece Fârâbî’de evren (kozmos), ideal devletle (polis) yapı ve işleyiş bakımından benzerlik gösterir.

Siyaset, Fârâbî’nin felsefesinde yalnızca bireysel ve toplumsal işleyişin ve ilişkilerin değil bununla birlikte Tanrı ile insan arasındaki ilişkinin de incelendiği bir alandır. Onun siyaset felsefesinde, bireysel ve toplumsal yapılanmanın yanında metafizik unsurlara da yer verilir.(1) Medinetü’l-Fazıla ve es-Siyase’de siyasi-toplumsal meselelerle birlikte tanrısal olana dair meselelerin de tartışıldığını görmekteyiz. Böylece politika bilimi, teolojiyle de desteklenir ve ikisi bir bütün halinde ele alınır. Mutluluğun temin edilmesi için ideal siyasi bilincin tanrısal alanla ilişki içerisinde olması gerekir. Metafiziğe gereken önemin verilmemesi ve onun sağlam bir zemin üzerine inşa edilmemesi, siyasetin sağlıklı bir şekilde icra edilememesine neden olur. Fârâbî bunun sonucu olarak da siyaset felsefesindeki temellendirmesini teolojik bir yapı üzerine kurar.

Fârâbî, siyaset ve toplum konularında ileri sürdüğü düşünceleri, İslâm medeniyetinin gelişimini göz önünde tutarak ele alır. Medinetü’l-Fazıla’da kurucu unsur olarak, “Faal Akıl ile ittisal” halinde olan Hz. Muhammed’i kastetmesi, bunun en önemli örneklerindendir. Bunun yanında “Rüesaü’s-Sünne” ve “Melikü’s-Sünne” kavramları da Dört Halife’yi kasteder.(2) Nitekim Platon’un ideal düzeni, İslâm dünyasında “şer’i düzen” şeklinde karşılık görmektedir. İslâm filozofları için Grek Polisleri örneği, “Asr-ı Saadet” kabul edilir ve bu dönem Hz. Muhammed ve Dört Halife dönemini kapsar. Fârâbî de buradan hareketle ilk başkan, ilk reis olarak Hz. Muhammed’i kabul eder. Bununla birlikte adalet, şura, ehliyet gibi unsurlar İslâm dininin temel öğretileri olması, Fârâbî’nin, daha çok fıkıh ve kelâm üzerinden kendisine ulaşan siyaset geleneğinin felsefe aracılığıyla ifade edilmesine neden olur.

Eklektik ve uzlaştırmacı bir felsefî karakter ortaya koyan Fârâbî, erdemli yönetiminde ilk başkanı kral, filozof ve peygamberi birleştirerek siyaset alanında da felsefe ve dini uzlaştırmaya çalışır.(3) Fârâbî’nin Faal Akıl’la olan ittisal/temasa önem atfetmesi, vahyin mahiyetini de ileri boyutlara taşır. Vahiy bu noktadan sonra Tanrı, ibadet, ahiret gibi konuların yanında hem dünyevi hem dinî yasaları da kapsar. Vahiy ve dinin insan yaşamına ilişkin çözüm önerileri, Fârâbî’nin “felasifeyi, dini siyaset biliminin bir parçası olarak kuramsal bir yaklaşımla ele almaya götürür.”(4) Tahsilü’s-Saade, Fusûlü’l-Medeni gibi eserlerinde siyasete metafizik bir altyapı oluşturur ve siyaseti erdem, mutluluk, nübüvvet, ahiret gibi konularla ilişkilendirir.

Fârâbî, siyaset felsefesini kurarken Antik Yunan felsefesinden ve İslâm dininin öğretilerinden faydalanır. Onun siyaset felsefesi özellikle Platon’un idealarına benzese de, İslâm’ın evrenselliğinden daha çok faydalandığını söyleyebiliriz. Fârâbî, buradan hareket ederek bütün milletleri içine alan erdemli bir dünya devleti hayal eder. Bununla birlikte Fârâbî’nin, Türk olması ve Türkistan coğrafyasında yetişmesi hasebiyle Türk devlet geleneğinden de etkilendiği inkâr edilmeyen bir husustur. Onun evrensel dünya devleti idealiyle Türk cihan hakimiyeti mefkûresi arasında ciddi benzerlikler vardır. Fârâbî’nin erdemli yönetim noktasında ele aldığı birey, toplum ve devlet ilişkisine dair yaklaşımları, Türk vezir Yusuf Has Hacib tarafından da benimsenir.(5) Hacib’in bu tavrı, tesadüf eseri olmayıp bir geleneğin, bir anlayışın uzantısı konumundadır. Fârâbî’nin sıklıkla üzerinde durduğu “hikmet, riyasetin şartıdır”(6) anlayışı, Kutadgu Bilig’de de aynen ele alınır ve yöneticiliğin olmazsa olmaz koşulu olan bu hikmet, akıl, bilgelik ve kut şeklinde tarif edilir.

Bütün bunların yanında Fârâbî için toplumsal yaşam ve devlet, insan için sadece zorunlu ihtiyaçların karşılanması değil aslında nihai mutluluğa ulaşmanın gereklerinden biridir. Onun felsefesinde siyaset, daha sonra modern felsefede Hobbes gibi filozoflar tarafından ortaya konacak olan “faydacılık”tan uzak olup yalnızca güç ve menfaat içermez. Devlet, Fârâbî’ye göre “hakikate uygun” olmalıdır.(7) Fârâbî’nin siyaset felsefesine ilişkin zengin birikimi, asırlardır İslâm dünyasında kangren haline gelen yönetim zafiyetini giderme noktasında da Müslümanlara örnek teşkil edebilir. O, siyaset felsefesini metafizik, teolojik ve politik düzlemde bir denge doğrultusunda ortaya koyar ve Tanrı-evren-insan ekseninde bir devlet yapılanması hayal eder.

KAYNAKÇA

  1. Yaşar Aydınlı, “Fârâbî: İslam Felsefesinin Kurucu Filozofu”, el-Muallimu’s-Sânî Fârâbî, ed. Doç. Dr. Gürbüz Deniz, DİB Yay., Ankara 2017, s. 31.
  2. Mustafa Demirci, “Fârâbî’de “El-Medine” Kavramı ve Medeniyet ile İlişkisi”, Okumuş, s. 238
  3. Hasan Hüseyin Bircan, İslâm Felsefesine Giriş, Ensar Yay., İstanbul 2010, s. 140.
  4. Oliver Leaman, Ortaçağ İslam Felsefesine Giriş, İz Yay., İstanbul 2015, s. 241
  5. Hilmi Ziya Ülken, Türk Tefekkürü Tarihi, Yapı Kredi Yay., İstanbul 2017, s. 166.
  6. Farabi, Medinetü’l-Fazıla, çev. Nafz Danışman, Maarif Basımevi, İstanbul 1956, s. 75.
  7. Bircan, s. 140.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir