TÜRK FELSEFESİNE GİRİŞ ve FARABİ’DE YENİ BİR MEDENİYET TASAVVURUNUN KODLARI

Fârâbî’nin yetiştiği dönemde Türk dünyasında kültürel hareketlilik hızlanır ve İslamiyet’le etkileşim artar. Bu dönemdeki zenginlik, Türklerin Maveraünnehir’den başlayarak Balkanlara kadar uzanan coğrafyada asırlar boyu entelektüel lider konumunda olmasında etkili rol oynar. Bu tarihi misyonun arkasında yatan etken ise, özellikle Fârâbî’nin Türk ve İslâm dünyasına bıraktığı felsefî ve bilimsel zihniyetiyle inşa ettiği zengin düşünce mirasıdır. İslâm diniyle karşılaşmanın da bu döneme denk gelmesi, Fârâbî’nin zengin bir birikim üzerinde yetişmesine katkıda bulunur. Karahanlıların bilgiye ve bilgeliğe özel bir önem vermesi, erdemi ve hikmeti ön planda tutması hem bireyin hem toplumun ahlâkı en yüce olgu olarak kabul etmesine zemin hazırlar. Bir Türk olan Fârâbî de mensubu olduğu milletin karakterine sahiptir ve eserlerinde buna özel bir önem atfeder.

Fârâbî’nin öncülüğünü yaptığı entelektüel atılım, İslâm düşünce dünyasında hızla gelişir ve “İslâm Rönesansı” denilen altın çağ başlar. Felsefenin birçok alanıyla ilgilendiği gibi konumuz açısından önemli olan medeniyet felsefesiyle de yakından ilgilenir. es-Siyasetü’l-Medeniyye, Fusûlü’l-Medeni ve Medinetü’l-Fazıla eserleri, isimlerinden de anlaşılacağı üzere medeniyet felsefesine bir giriş niteliğindedir ve modern siyaset düşüncesine de kaynak olur.(1) Fârâbî bu eserlerinde “medine” kelimesini basit anlamda kullanmaz. Hem Kur’an’daki şehir kıssalarından hem de Yunan’daki site hayatından etkilenir. Burada medine kelimesi yalnızca şehir anlamında değildir ve Fârâbî bu kelimeyi insandan topluma uzanan sosyal, siyasi, ahlâki birçok yapıyı içerecek şekilde ele alır.

Fârâbî, felsefesini kurarken Platon ve Aristoteles’ten sıklıkla faydalanır fakat medine yapılanmasında Antik Yunan’da bulunmayan bir sınıflandırma yapar. Nitekim Antik Yunan’da Fârâbî’de olduğu gibi üniversalizm ya da dünya devleti hayali yoktur. Fârâbî’nin ideal devletinde asıl amaç, bütün insanları içine alan ahlâki bir topluluk meydana getirmektir. Hem İslâm’ın cihanşümul yapısı hem Türklerin cihan hakimiyeti mefkûresi, Fârâbî’nin ideal dünya devletini kurmasındaki iki etkendir. Böylece bu ideal dünya devleti, Platon’un “site”sinden farklıdır.(2) Onun sıklıkla vurgu yaptığı erdem kelimesinden hareketle, Fârâbî, yalnızca ideal devletin değil faziletli toplumsal yapıların mahiyetini de ortaya koyar. O bunu yaparken özellikle Kur’an’daki “el-Medain”, “Ehl’ül-Medine”, “Ashab-ı Eyke” gibi şehir tanımlamalarından, medine’nin zıddı manasında kullanılan “bedevilik” kavramından etkilenir.(3) Yine Hz. Peygamber’in önderliğinde İslâm toplumunun temellerinin atıldığı Yesrib’e “Medine” denmesi, Fârâbî’yi şehirleşmenin yani medeni olmanın boyutlarını incelemeye götürür.

Filozofumuz, felsefi sisteminde medeniyet kavramına dâhil olan hemen hemen her konu ile yakından ilgilenir. Modern dönemde kullanılan, “şehirleşme, civilization” gibi medeniyet terimlerini, Fârâbî yaklaşık bin yıl önce yakın anlamlarda kullanır. Medeniyetin modern tariflerinde olduğu gibi Fârâbî de bu kelimeyi “şehir/medine” ile bağlantılı kabul eder. Fârâbî’nin medine yapılanmasına önem vermesi, bunu şehirleşme bağlamında da ele alması, ilerleyen dönemlerde İslâm devletleri tarafından şehirleşmeye, şehrin yapısına önem verilmesine doğrudan etki eder. Bunun sonucunda da şehircilik tarihinin en güzide örneklerinden olan Bağdat, Kurtuba, Semerkant, Buhara, İstanbul gibi birçok şehir inşa edilir. İnsanın nihai mutluluğa faziletli bir toplumda ulaşacağına inanan Fârâbî, bundan dolayı medeni olmayı, medenileşmeyi, toplumsal yapıları, faziletli şehir yapısını her yönüyle tarif eder. Fârâbî’nin asırlar öncesinden ortaya koyduğu bu “medine” tasavvuru, İslâm coğrafyasında kapitalist sisteme kurban edilen şehir yapılarının gözden geçirilmesine yardımcı olabilir.

Bunların yanında Fârâbî’nin Türk kültürü ve medeniyetinin oluşumuna da birçok yönden katkı yaptığı bilinmektedir. Özellikle devlet yönetimi ve felsefî zihniyet noktasında Türklerin hem askerî hem kültürel anlamda söz sahibi olmasının temellerini Fârâbî’de arayabiliriz. Onun başlattığı entelektüel hareketin, özellikle Horasan ve Maveraünnehir bölgesinde yetişen düşünürler tarafından işlenip devam ettirilmesi(4), Fârâbî’nin asıl etkisinin Türkistan coğrafyasında gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Yusuf Has Hacib, Edip Ahmed Yükneki (ö. 12. Yy), Ahmed Yesevi (ö. 1166) gibi Türk milletinin örnek şahsiyetleri, eserlerinde çoğunlukla Fârâbî’nin mirasını takip eder. Bu kültürel irtibat ve süreklilik, Karahanlılardan sonra Selçuklu ve Osmanlı tecrübelerine zemin hazırlar ve en nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasında dolaylı olarak söz sahibi olur.

Türk Aklı ve Müslümanlığının oluşumunda büyük pay sahibi olan Ebu Hanife (ö. 767), İmam Maturidi (ö. 944) ve Hoca Ahmed Yesevi’nin öğretilerinin, yine Fârâbi’nin Türk felsefesinin kurucu rolünden hareketle jeo-felsefe yaparak yeni okumalara tâbi tutulması, bugün Şii-Selefi husumeti ve mezhepsel kavgaların ateş hattında bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sağlıklı bir din ve dünya görüşü kazanmasına yardımcı olabilir. Ebu Hanife’nin fıkıh, İmam Maturidi’nin akaid, Hoca Ahmed Yesevi’nin tasavvuf üzerinden halka ulaştırdığı saf Türk Müslümanlığı, Fârâbi’nin felsefesiyle yoğrularak tarihte örneğini gördüğümüz şekliyle yeni bir entelektüel seviyeye ulaşabilir. Bununla birlikte Fârâbî’nin felsefeyi “tahsilü’s-saade” yani mutluluğu elde etme şeklinde tanımlaması ve Yusuf Has Hacib’in “mutluluk bilgisi” tasavvuru arasındaki kültürel irtibat ve süreklilik, tarihsel süreç içerisinde tutarlı ve bütüncül bir sistemin oluşmasına katkı sağlayabilir.

KAYNAKÇA

  1. Prof. Dr. Bekir Karlıağa, Bir Medeniyet Düşünürü Fârâbî, İşaret Yay., İstanbul 2019, s. 117.
  2. Doç. Dr. Fahrettin Olguner, Fârâbî, Akademi Kitabevi, İzmir, 1993, s. 121.
  3. 10. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Fârâbî, ed. Ejder Okumuş, İnsan Yay., İstanbul, 2019, s. 238
  4. Karlıağa, s. 60

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir