TÜRK FELSEFESİNE GİRİŞ ve FARABİ’NİN İLİM DÜNYASINA ETKİSİ

Yalnızca Orta Çağ’ın felsefe, din, siyaset, bilim dünyasını değil aynı zamanda kendisinden sonraki dönemlere de derin etkilerde bulunan Fârâbî, Antik Felsefe ve Aydınlanma Felsefesi arasında bir köprü vazifesi misyonunu üstlenir. O, insanı hakikate götürecek zihnî faaliyetin bilim olduğu kanısındadır. Böylece astroloji, simya, matematik gibi alanlarda bilgi edinme yollarının imkânını arar. Bu tavrıyla Rönesans’ın Orta Çağ’ın skolastik anlayışından ve aşırı mistisizmden sıyrılışını, yaklaşık beş yüz yıl önce düşünce dünyasına armağan eder. Fârâbî, Antik-Helenistik geleneğin düşünce mirasını önce İslâm medeniyetine aktarır ve yitik bir halde olan hikmeti öz yurduna geri getirir. Onun felsefesi, “eski çağla modern çağ arasında bir eşik, insan düşüncesi üzerinde bir dönüm noktası”(1) olarak kabul edilebilir.

Fârâbî, kendine özgü felsefî sistemiyle İslâm düşünce geleneğini ana hatlarıyla belirtir ve İslâm düşüncesinin adeta küçük bir modelini oluşturur. Özellikle metafizik, siyaset, mantık gibi konularda Fârâbî olmadan İslâm felsefesini doğru değerlendirmek pek mümkün değildir. Onun, kendisinden sonra gelecek olan İslâm düşünürlerine yaptığı etkiyi Cavit Sunar’ın ifadeleriyle aktaracak olursak:

1-İbn Sina, Razi ile Fârâbî’yi birleştirmek suretiyle kendi sistemini kurdu.

Endülüslü İbn Bacce, “Tedbirü’l-Mütevahhid” adlı eserinde Fârâbî’nin fa’al akıl nazariyesiyle Eflatun’un ideler telakkisini benimsedi ve Fârâbî’nin “tek başına yaşayan bir insanda da bir hayal, bir hedef vardır” sözünü ele alarak inkişaf ettirdi. Buna göre insanın daima bir ideal hayal etmesi kendisini terakkiye götüren yegâne âmildir. Bu durum, ruhun yükselişi ve akıllar mertebesini de açıklamaktadır.

2-Kelâmcı Gazali psikolojisinde ve ilahiyatında Fârâbî’den çok etkilenmiş ve psikolojideki sınıflamayı hemen hemen ondan almıştır. Yine kelâmcı Fahreddin Razi, Fârâbî’nin kaderciliğini veya determinist irade nazariyesini kabul etmiştir

3-Ahlâkçı Nasır-ı Tusi’nin “Ahlâk-ı Nasıri”si de Fârâbî ahlâkından mülhemdir.

4-Mutasavvıflar da Fârâbî’nin metafizik ve psikolojisinden mülhem oldular. Bu hususta İbn Arabi başta gelir. İbn Arabi vahdet-i vücud telakkisinde Fârâbî’nin emir ve halk âlemi, büyük âlem küçük insan, büyük insan küçük âlem telakkilerini geliştirdi.

5-İşraki filozofları olan Şahabettin Sühreverdi, Kutbettin Şirazi, Celaleddin Devvani, İbn Tufeyl de Fârâbî’nin felsefesinden etkilenmişlerdir.”(2)

Fârâbî İslâm düşünürlerinin yanında Batılı düşünürleri de etkilemiştir. Bunlardan Albert Magnus (ö. 1280), Batı dünyasının Aristoteles’i tanımasını sağlayan filozoftur. O, aynı zamanda bilimin kıvılcımını tutuşturur. Onun nefs konusunda Fârâbî’den etkilendiği bilinmektedir. Saint Thomas (ö. 1275) da Fârâbî’den etkilenen düşünürler arasındadır. Onun varlığın ezeli-ebedi niteliğine dair görüşleri Fârâbî’nin varlık görüşüyle paralellik arz eder. Yine Fârâbî’den etkilenen bir diğer filozof, Roger Bacon’dır (ö. 1294). Orta Çağ’ın sonlarına doğru ortaya atılan “doğa boşluktan sakınır” görüşü, Bacon’a izafe edilse de, Fârâbî’nin Bacon’dan yaklaşık üç yüz yıl önce kaleme aldığı Risale fi el-Halâ makalesi, bu görüşün kaynağının aslında Fârâbî olduğunu açıklar. Yine Fârâbî, “özet çalışmalarıyla Latin düşünürlerin ufkunu açar.”(3)

Fârâbî, kendisinden sonra özellikle İslâm filozofları tarafından geliştirilecek olan felsefî düşüncenin hemen hemen bütün konularına ilişkin görüşler ortaya koyar. O, bir nevi hareket noktasıdır. Bundan dolayı tam anlamıyla ilk Müslüman filozoftur ve İslâm felsefesinin kurucusudur. Varlık, nübüvvet, siyaset gibi konularda hem Antik felsefenin hem İslâm medeniyetinin birikiminden faydalanır. Bu noktada özellikle felsefe ve din arasındaki uzlaştırmacı sistemi, Fârâbî’nin başarısını ortaya koyar. Onun felsefesi, “İbn Sina tarafından yetkinleştirilir, kimi alanlarda İbn Bacce ve İbn Tufeyl gibi filozoflar tarafından katkı yapılır, İbn Rüşd Tarafından tashih edilir.”(4)Yine İbn Sina kanalıyla İslâm felsefesini, İbn Rüşd üzerinden de Batı felsefesini etkiler. Whitehead’ın (ö. 1947) “Batı felsefesi, Platon’a düşülen bir dizi dipnottan meydana gelmiştir.” sözünü, Fârâbî için İslâm felsefesine uyarlayabiliriz.

Fârâbî özellikle siyaset felsefesi alanında Antik felsefenin siyaset düşüncesini İslâm dininin öğretileriyle birleştirerek siyaset felsefesinin seyrini değiştirir ve ona yeni bir yön tayin eder. Platon ve Aristoteles tarafından temelleri atılan bu dal, Fârâbî tarafından yeni bir biçime kavuşturulur. İslâm felsefesi için bu konunun sınırlarını belirler ve problemlerini ortaya koyar. Sistemini kurarken mahalli ve evrensel unsurları göz önünde tutar. Emeviler sonrası politik anlamda derin sıkıntılar çeken İslâm düşüncesine siyaset felsefesini tanıtır ve yerleşmesine katkıda bulunur. Bununla birlikte Türk devlet geleneğine de etki eden Fârâbî, özellikle Yusuf Has Hacib üzerinde derin etkiler bırakır. Hacib, erdem, adalet, hikmet, bilgelik gibi kavramları Fârâbî’den hareketle ele alır ve yöneticinin sıfatları noktasında Fârâbî’yle hemen hemen aynı görüşleri ortaya koyar.

Felsefeden dine, ahlâktan siyasete, metafizikten mantığa, musikiden ontolojiye kadar birçok konuda ciddî eserler üreten Muallim-i Sâni, “kavram dünyası ve problemlere yaklaşımıyla İslâm felsefesinin sonraki dönemlerinde düşünürler için her zaman ilham kaynağı”(5)olur.İslâm felsefesinin iki sembol ismi İbn Sina ve İbn Rüşd’e doğrudan etki ederek yeni bir medeniyetin öncüsü olmayı başarır. Fârâbî’yi tekfir eden Gazali (ö. 1111) bile Fârâbî’nin görüşlerinden faydalanmaktan geri durmaz. Bunlara ek olarak, kendisinden sonra bir Fârâbî Okulu meydana gelir ve Yahya b. Adi (ö. 975), Ebu Süleyman es-Sicistani (ö. ykl.1001), Amiri (ö. 992) ve Tevhidi (ö. 1023) gibi isimler bu okulun sembol isimleri arasında yer alır.

KAYNAKÇA

  1. Prof. Fazlurrahman, İslâm, çev. Mehmet Dağ-Mehmet Aydın, Ankara Okulu Yay., Ankara 2014, s. 184.
  2. Dr. Cavit Sunar, İslâm Felsefesi Dersleri, AÜ Basımevi, Ankara 1967, s. 74.
  3. İslâm Felsefesinin Avrupa’ya Girişi, haz. Charles E. Butterworth-Blake Andree Kessel, çev. Ömer Mahir Alper, Ayışığı Kitapları, İstanbul 2001, s. 39.
  4. Hasan Hüseyin Bircan, İslâm Felsefesine Giriş, Ensar Yay., İstanbul 2010, s. 111-112.
  5. İslâm Felsefesi, ed. Cüneyt Kaya, İSAM Yay, İstanbul 2017, s. 175.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir