TÜRK FELSEFESİNE GİRİŞ ve KURUCU FİLOZOF FÂRÂBÎ

Kindî (ö. 866) tarafından başlatılan felsefi faaliyet, Fârâbî’nin (ö. 950) şahsında mükemmel boyutlara ulaşır ve gerçek anlamda bir İslâm felsefesi meydana gelir. Fârâbî, yetiştiği çevre ve bir dine mensup olması dolayısıyla felsefesini bu iki kaynaktan etkilenerek sistemli bir hâle getirir. Metafizik, siyaset, ahlak, mantık, ontoloji gibi felsefenin birçok önemli konusunda filozofça görüşler ortaya koyar ve hem İslâm medeniyetinin hem Türk kültürünün kurucu ve sembol şahsiyetleri arasındaki yerini alır. İslâm düşüncesini özellikle İbn Sina (ö. 1037) üzerinden, Türk düşüncesini de Yusuf Has Hacib (ö. 1070) üzerinden etkiler ve yeni bir medeniyetin meydana gelmesine zemin hazırlar. Fârâbî, ortaya koyduğu düşüncelerle, felsefî tavrıyla, kurduğu sistemiyle kendisinden sonra gelecek olan birçok düşünüre ilham olur. O, İslâm düşüncesinin küçük bir modelini oluştururken aynı zamanda Antik Çağ ve Modern Çağ arasında bir köprü vazifesi görür ve yitik bir hâlde olan hikmeti yeniden düşünce dünyasına kazandırır.

Kaynaklarda ilk Müslüman filozofun Kindî olduğunun belirtilmesine karşın, “vahiy, ilahi hukuk, klasik siyaset felsefesi ve insan tabiatı arasında oluşan problemlere, zihnî gerilimlere ilk defa değinen, bunu üst düzey felsefi delil ve kanıtlarla tetkik eden”[1] ilk filozof Fârâbî’dir. O, İslâm felsefesini metot, problem, terminoloji açısından temellendirir. Aynı zamanda dinî düşünceyi tamamıyla felsefe üzerinden değerlendiren ilk düşünürdür. Tanrı, nübüvvet, vahiy, ölüm, ahiret gibi konuları felsefi zeminde tartışır. Kendisinden önceki düşünce mirasını da dikkate alarak din ile felsefeyi uzlaştırma çabasına girer.[2] Yaşadığı dönemde dinî düşüncenin fıkıh ve kelâm üzerinden ortaya konulması, bilimin ve özgür düşüncenin din adı altında toplumdan dışlanması, Fârâbî’yi hakikatin iki ifadesi olan felsefe ve dini uzlaştırmaya götüren önemli etkenlerdendir.

İslâm dünyasında Muallim-i Sâni, Batı dünyasında Alpharabius olarak isimlendirilen Fârâbî, İslâm medeniyeti ve Türk kültürünün oluşumuna doğrudan katkılarda bulunan bir düşünürdür. Onun eserlerinde bir medeniyetin inşasında, ortaya çıkmasında gerekli olan birçok unsur kendisine yer bulur. Buradan hareketle Türk Felsefesinin imkânını ya da yeni bir medeniyet tasavvuru ortaya koymak için Fârâbî’nin felsefesinin, kendinden sonraki düşünürlere etkisinin, eserlerindeki medeniyet felsefesine dair görüşlerinin; bugün hem bireysel hem toplumsal anlamda birçok sorunla karşılaşan Müslümanların, sağlıklı bir din ve dünya görüşüne sahip olması için Fârâbî’nin bu konudaki tutumunun ele alınması gerekmektedir. Böylece asırlardır yönetim krizi yaşayan İslâm devlet yapısına, Fârâbî’nin siyaset felsefesi üzerinden katkı sağlanabilir. Aynı zamanda, Türk düşüncesindeki kültürel bağlantı ve sürekliliği göz önünde tutularak Fârâbî’den sonra Yusuf Has Hacib tarafından ortaya konan Türk devlet felsefesinin kodları incelenip, Selçuklu ve Osmanlı tecrübelerinden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne uzanan anlayışın müzakere edilmesi bize yeni ufuklar açabilir. Nihai olarak Şii-Selefi zihniyetin ifsat edici dinî düşüncelerine ve Batı’nın saldırgan tutumuna karşı, Fârâbî’yi kurucu unsur kabul ederek yeni bir medeniyet tasavvurunun imkânı aranabilir.


[1] Ali Kuzu, Farabi Filozofların Babası, Parola Yay., İstanbul, 2017, s. 37

[2] 10. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Fârâbî, ed. Ejder Okumuş, İnsan Yay., İstanbul, 2019, s. 21-22

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir