VAR OLMAK NEYİNİZ OLUR?

Var olmak… Büyük bir rüyanın ifadesi olan bu eylem, belki de Adem’in yani insanın Allah’a karşı ilk isyanından sonra dünya üzerinde kendini keşfetmesiyle başlıyor. Muhammed İkbal ve Erich Fromm’a göre insanın özgürlüğü, bu ilk isyandan sonra gerçekleşiyor. İnsanın arz üzerinde “var olma”sıyla başlayan hikâye, peygamberler, veliler, filozoflar, mutasavvıflar tarafından güçlendirilmiştir. İnsanı Allah’la tekrar buluşacağı güne hazırlamak için inisiyatif alan bu büyük ruhlu adamlar, bize “var olma”nın nasıl olacağı noktasında yol gösterici konumundadırlar.

Cumhuriyet döneminin kalbimize en yakın düşünürlerinden olan Nurettin Topçu, ilk isyandan başlayarak hesap gününde kavuşacağımız ebedî hürriyete kadar “insanın var oluşu”nun serüvenini bize anlatmaya çalışmıştır. Başyapıt niteliğindeki “Var Olmak” kitabı, baştan sona bu serüveni konu edinir. Nurettin Topçu Düşünceler ve Duyuşlar adı iki bölümden oluşan kitabına, “Var olmak düşünmek ve hareket etmektir.” cümlesiyle başlıyor ve bize bunun ne olduğunu açıklıyor: “Gerçek düşünüş, varlığımızın her adımda karşılaştığı muammaları kâinatın bütününe sorarak, oradan da sonsuzluğa duyurarak onlardan cevap almaktır.” Bu cümlenin üzerinde biraz düşününce, sadece bu cümle bile kitabın tamamına yeter diyorsunuz. Fakat yetmediğini kitabı okudukça çok daha iyi anlıyorsunuz. Var Olmak bir cümlenin içine sığabilir belki ama onu anlamak için bir ömrün bile yetmeyeceği gerçeği kitabın ilerleyen sayfalarında yüzünüze bir tokat gibi iniyor.

Var Olmak, içerdiği cümlelerin altının tamamına yakınını çizeceğimiz ender kitaplardan. Bunun nedeni basit: İnsanın ne olduğu ve ne olması gerektiğini, ne olduğunu ve ne olması gerektiğini bilmeyen insana, kalbin cümleleriyle haykırıyor. Esasen altını çizdiğimiz, kitapta geçen ifadeler değil. Biz Var Olmak’ta kalbimizde gizlenen, bizim çoğunlukla keşfetmeye gücümüzün yetmediği hakikatlerle karşılaşıyoruz. Bizde hayranlık uyandıran, insanın aslında ne gibi sırlara vakıf olduğunun şuuruna ermektir.

Bizde gizlenen Allah sesinin “kalp” olduğunu kitabının birçok yerinde ifade eden Nurettin Topçu, bu noktadan hareket ederek bize zekasıyla değil kalbiyle sesleniyor. Kanaatimizce kitaptaki tılsım buradan kaynaklanıyor. Kalbiyle konuşan bir insanın söylediklerine, kalbi olan herkesin kulak vereceği aşikâr. Kitapta sadece Topçu’yla değil Hz. Muhammed’den Gandhi’ye, Sokrates’ten Ebu Hanife’ye, Yunus Emre’den Pascal’a kadar kalbi olan insanların öğretileriyle karşılaşıyorsunuz. Diğer kitaplarında ifade ettiği “Kin ile din birleşmez.” düsturunu, Var Olmak’ta vicdanımıza ve ruhumuza yakın yerlerden dile getiriyor. Makinenin, tekniğin, teknolojinin tasallutundan bizleri kurtarmaya çalışıp, göklerle irtibat kurmanın imkânını arıyor.

Var Olmak üstüne söylenen her sözün eksik ve yarım olduğu kanaatiyle, değerlendirmemizi kitapta geçen bir ifadeyi anlamaya çalışarak bitirelim:

“Kendimiz dışında nereye koştuysak gurbette kaldık.” Bu cümle aslında Sanayi Devrimi, modernite, dünya savaşları sonrasında insanı maddeye mahkûm eden, savaş ve gözyaşından başka bir gayesi olmayan zihniyetten bir kaçışın ifadesi. Kalbi olmayanların cehenneme çevirdiği bu dünyanın, kalbi olanlara yurt olamayacağını derin bir ıstırapla dile getiriyor. Hz. Peygamber’in “İslam garip geldi, garip gidecek.” derken işaret ettiği, belki de bir türlü vuslata eremediğimiz dünya gurbetiydi. Yani esasen anlatılmak istenen, vuslatı bu dünyada aramamamız gerektiğidir. Dönüşümüz kalbin ülkesine, insana!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir