YANYANAYIZ

Yanyanayız.

Yalnızız.

Ve dünyanın ortasında…

Kalabalıktan örülmüş bir dairedeyiz.

El yordamımız, kıpırdayan herşeyi çeperlerinden tanımakla dolduruyor vaktini.

Körlüğü tutkulu bir gayretle bütün vadilere yayıyoruz.

Bütün mütenâ serinlikleri tek tek kaybediyoruz.

Bu fâsit yürüyüşü engellemeye ne niyetimiz yetiyor, ne de gücümüz.

Tutsağız; kendi dipsiz kuyularımızda debeleniyoruz.

Tutsağız; kalabalık bir dairede hiçbir şey görmeden dönüyoruz.

Yan yanayız.

Yakında.

Ve en uzaktayız.

Bütün mumları söndürüyor öfkelerimiz.

Bütün sözleri korkutuyoruz.

Doluyuz, tekin değiliz, evlerimizden çıkmadan yaşıyoruz.

Sabahla akşam arasında bir sarkaç edilgenliğiyle sallanıp duruyoruz.

Konuşuyoruz, duymuyoruz.

Duyuyor, konuşmuyoruz.

Yan yanayız.

Konuşkanız.

Ve ıssız…

Bütün dalgalara dayanacak denli yalçın zannediyoruz göğsümüzü.

Bütün rüzgarlara karşı duracak kadar sağlam bastığımızı düşünüyoruz toprağa.

Bütün acılara yetecek sabrı kendimizle birlikte büyüttüğümüzü öngörüyoruz.

Oysa gerçek kurgusundan şaşmıyor.

Yakamozlar doğuyor, kırılıyor ışıklarımız.

Fırtınalar kopuyor, sönüyor ocaklarımız.

Sabrımız eriyor, kırılıyor hayallerimiz.

Yaşadıkça örseleniyor, örselendikçe eskiyoruz.

Yan yanayız.

Alabildiğine cesur.

Ve kırılgan…

Aslında hepimiz birbirimize benziyoruz.

Ve aslında hiç birimiz benzemiyoruz birbirimize.

Aynı dili konuşuyor ama aynı cümlelerde buluşamıyoruz.

Bedenlerimiz birbirine benziyor, gölgelerimiz benzemiyor.

Bizi birbirine benzeten şeyler, bizi birbirimizden ayırıyor.

Yan yanayız.

Herkesiz ve hiç kimseyiz.

Hiç kimse ve herkes…

Su üstündeki yazılar kadar ömürlü bizim hayatlarımız.

Küçük bir kıvılcım gibi görünüp kayboluyoruz.

On yıllar içinde küçük bir iz, yüzyıllar içinde hiçiz.

Sanki bir sürgün yeşerip filizleniyor.

Sanki bir filiz serpilip gövdeleniyor.

Sanki bir gövde kocayıp vadeleniyor.

Her şey iki perde arasında bitiyor!

Yan yanayız.

Burada.

Ve hiçbir yerde…

Doğduğumuzda milyonlarca dakika veriliyor elimize.

Yaşadıkça kayganlaşan milyonlarca dakika ile baş başa kalıyoruz.

Dakikalar eksildikçe biz biraz daha çaresizleşiyoruz.

Ne kadar ayak diresek de bu çılgın yok oluşu durduramıyoruz.

Korkuyoruz.

Ve yan yanayız.

Şimdi.

Ve hiçbir zaman…

*Bu metin Gökhan Özcan’ın Ruh Yordamı kitabının 73-76. sayfaları arasından alıntılanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir