YAŞLILARA HÜRMET TÖHMET MİDİR?

Mekke’nin fethedildiği gündü. İçinde cayır cayır yanan hasret ateşi bitmiş olan sevgili Peygamber efendimiz (sav) ve onun yanında bulunan; hadiste belirtildiği üzere göklerdeki yıldızlara benzetilen güzide ashabı yıllar önce zorla, başı öne eğik ve kalplerinin bir tarafını bıraktıkları yurtlarına dönmüşlerdi.

Allah yolundaki en büyük imtihanlarını “Anam Babam sana feda olsun Ya Rasulullah” diyerek atlatan müminler sevinç ile birbirlerine sarılıyor, böyle bir günü lütfettiği için Allah’a şükrediyorlardı.

Tabi hicret büyük bir destan, büyük bir gönül muhasebesi içeren eylemdir.

Bize düşen burada güzeli tekrar etmek, kıssamızdan hisse alabilmektir.

Rivayet edilir ki Resul’i Ekrem efendimizin hicret arkadaşı, yarı garı, sadık dostu Hz. Ebubekr efendimiz şehre girer girmez doğruca babasının yanına gitmişti. İslam’ı kabul etmesini çok arzu ettiği babasını alıp Rasulullah’ın huzuruna getirdi. Allah Rasulü, yaşlılıktan saçı sakalı ağarmış, gözleri görmeyen Ebu Kuhafe’yi karşısında görünce her zaman ki mütevazı, zarif ve hürmetkâr hali ile şöyle buyurdu: “Bu ihtiyarı evinde bıraksaydın da ona biz gitseydik olmaz mıydı?”

Fiziksel olarak nasıl mevsimleri yaşıyor isek, hayat da bizim için mevsimler gibidir. Baharı, yazı, sonbaharı, kışı vardır. Bir insanın hayatında ki her hali, konumu, kimliği, yaşının muhakkak ayrı ayrı güzelliği vardır. Kul olarak iyi işler yapmak, ibadet ve taat ile hayata anlam katmak için bu dönemlerin her biri birer fırsattır. İnsanı kemale eriştiren, olgun bir mümin olmanın huzurunu yaşatan en kıymetli dönem ise yaşlılık olabilir. Bizce yaşlılık; bedenin yorulduğu ancak ruhun tecrübeyle yoğurulduğu bir bilgelik dönemidir.

Yaşlılar, Allah’ın dualarına icabet ettiği, ihsan ve ikramına mazhar kıldığı kimselerdir. Milli ve manevi değerlerimizi, kültürümüzü yarınlara taşıyan, geçmişimizle geleceğimizi birbirine bağlayan en önemli köprülerimizdendir.

Onlar yuvalarımızın dayanağı, bereket kaynağıdır.

Karşıdan baktığımızda ağarmış saçları, tel tel ama yumuşacık sakalları, bükülmüş belleri ile toplum için lisanı hal ile adeta rahmet ve mağfiret vesilesidir.

Tabi her sakallıyı hacı bilin demiyoruz lakin sağlığının ve geçen yıllarının kıymetini bilen bir yaşlı, güzel insandır diyoruz. Çünkü Peygamber Efendimiz “insanların en hayırlısı kimdir?” sorusuna cevaben “ömrü uzun, ameli güzel olandır.” buyurmuşlardır. Tefekküre açık ve ne kadar güzel bir tabir…

İnsan dediğimiz varlık ailesi ve çevresiyle sürekli irtibat halinde olmak, beşeri ilişkilerini sürdürmek ister. Yaşlılık döneminde bu ihtiyaç ve bağımlılık daha da artar. Bir defa bile olsa bir hareketimiz yaşlıların hayatın coşkusundan uzaklaşmaya, mutsuzluğa ve yalnızlığa sürükleyebilir. Hâlbuki unutmamalı ki saygı gören, hali hatırı sorulan, fikrine danışılan her yaşlı, kendini huzurlu ve güvende hisseder bir bakıma mutlu ve huzurlu olur.

Eğer Müslümanlar olarak bir olan Allah’a iman edip, başlarımızı da secdeye koyuyor isek; kalbimizin de en baş koltuğuna hepimizin malumu olan yaşlı ana babamız gelir. Bizce bu sebeple sevgi ve desteğimizi en çok hak edenler anne ve babalarımızdır.

Şu hadisi şerif bu manada bizim için önemli bir noktadır “Rabbin rızası, anne babanın rızasına, öfkesi de anne babanın öfkesine bağlıdır.”

Demek ki anne babamıza göstereceğimiz şefkat ve merhamet, onların huzurlu bir yuvaya en çok ihtiyaç duyduğu ihtiyarlık dönemin de ayrı bir önem taşıyacaktır.

En hassas dönem de onların yanında olmak, ihtiyaçlarını karşılamak, hayr dualarını almak bize Allah’ın rızasını kazandıracak en önemli vesilelerdendir.

Herkes bir ana babanın evladıdır ve bir evladın yaşlı anne babasını kimsesiz, sahipsiz bırakması dünya üzerinde ki en büyük vefasızlık diyebiliriz.

Nitekim Sevgili Efendimiz aleyhissaletü vesselam, yanında annesi ve babasından biri yahut ikisi ihtiyarlayıp da onların hoşnutluğunu kazanamadığı için cennete giremeyen kişi hakkında “Burnu sürtülsün” buyurarak böyle bir kimsenin nasipsizliğine işaret etmiştir.

Bir tefekkür ufku olarak her yaşlıda kendi hayat serüvenimizi görmek akıl sahibi olmanın gereğidir. Bugünün ihtiyarları dünün gençleri olduğu gibi, bugünün gençleri de muhakkak yarının ihtiyarları olacaktır.

Rabbimiz bu konuyu Kur’an-ı Kerim’inde “Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilendir” buyurarak bir gün bu sinemizde ki gücün alınacağını da hatırlatmaktadır.

Peygamber Efendimiz de yine bir hadislerin de “Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşından dolayı hürmet ederse, Allah da ona yaşlılığında kendisine hürmet edecek birisini hazırlar. ” der.

Bu bakımdan baktığımız da hürmet, töhmet değil bilakis bereket vesilesidir.

Yaşlılık, ergin çağına gelmiş, meyve veren bir ağaca benzer nasıl faydalanmak istersek;

Dibine oturup şiirler de yazabiliriz mesela ya da meyvesine türküler de dokuyabiliriz, nasıl isterseniz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir