YAZAR İZZET KOÇAK İLE KÜÇÜREK ÖYKÜ ÜZERİNE RÖPORTAJ

Bu konuda çok iddialı değilim ama bir gün yazdığım bir küçürek öyküyü dergi editörümüze gönderdim. Öykümle ilgili yorum almaktı maksadım. Mail üzerinden konuşurken, editörümüz Burak, kendisi bir şairdir aynı zamanda, küçürek öykü türüyle ilgili sorular yöneltti. Ben de bildiğim kadarıyla yanıtlamaya çalıştım. Sonra aklımıza bu konuda ayrıntılı bir çalışma yapmak geldi. Şahsen benim aklıma bu konuda yetkin bir kimse olara İzzet Koçak geldi. Elbette, bu türde yetkin ve yine bu türde önemli eserleri olan yaşayan bir çok isim mevcut. Ama ben hazırladığım soruları ilk İzzet Bey’e gönderdim. Kendisine birçok kez teşekkür ettim, buradan da bir kez daha teşekkür etsem de bizlere verdiği bu kıymetli bilgilere karşılık yetersiz kalır. Ben en iyisi susayım. Lafı İzzet Bey’e bırakmamda fayda var…

1) Küçürek öykü sizce nedir?

Küçürek öykü yerine mikro öykü demeyi tercih ediyorum. Mikro öykü, hayatımızın bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçtiği an’ın öyküsüdür. Kısadır, çok kısadır ama yoğundur, göz alıcıdır. Mikro öykü bence hikaye anlatıcılığının dna’sıdır.

2) Küçürek öykü ile kısa öykü arasındaki ilişkinin nasıl olduğunu düşünüyorsunuz?

Tüm öykü formlarında temelin aynı olduğunu düşünüyorum, hikâye anlatmak. Biçim ve söyleyiş özellikleri arasında farklar olsa da hikâye anlatmak gibi büyük bir ortaklığa sahipler.

3) Küçürek öykü yazmaya nasıl başladınız?

Küçürek öykü yazmaya hiç başlamadım. Hikâye anlatıyordum. Kelime sayısı olarak belli bir sınır içerisinde kalmaya çalıştığım için hikâyelerime mikro öykü demeyi tercih ediyordum, çok sonra küçürek tabiri ile tanıştım. Yazdığım hikâyelerin küçürek öykü olduğunu söylediklerinde durdum ve söyledikleri şey olup olmadığına baktım. Benziyordu ama bu beni çok ilgilendirmiyordu. Zaten Küçürek tabiri hiç içime sinmedi. Kullanırken tuhaf bir şey gibi geliyor, bu gidişle alışmak zorunda kalacak gibi duruyorum. Yoğun şekilde mikro öykü yazmaya ise Güray Süngü’nün ilgisi sebep oldu diyebilirim. Twitter 280 karaktere çıktığında, burası artık tam mikro öykü yazılacak bir ortama döndü, diye bir tweet attım. Daha öncesinde blogumda yayımladığım birkaç öykümü ve yeni öykülerimi paylaştım. Güray Bey, bu öykülerim hakkında olumlu geri dönüşlerde bulundu. Bu da tüm mesaimi mikro öyküye vermemde belirleyici oldu.

4) Küçürek öykülerinizi oluştururken nasıl bir yol izlersiniz?

Son cümleyi bulmadan yazmaya başlamıyorum.  Mikro öykünün etkisini artıran şeyin buradaki vurgu olduğunu düşünüyorum.  Öykü tüm gücünü burada topluyor. Son cümlenin zihnime düşmesiyle öykünün oluşması arasındaki zamanı uzatmamaya dikkat ediyorum. Fikir ne kadar iyi olursa olsun ortaya çıkardığı heyecanı kaybetmeden yazmaya gayret ediyorum.

5) Küçürek öykülerinizde en çok hangi hususa dikkat edersiniz?

Yoğunluğu artırabilmek için belli sınırlar içerisinden çıkmamaya çalışıyorum. 200 ila 300 karakter içerisinde hikâyemi anlatıp bitirmeliyim. Genelde ilk taslak bu sınırın dışına çıkar. Ondan sonra işin en zor kısmı başlar. Sınırların içerisine çekilebilmek için çıkarılabilecek ne varsa çıkarmaya çalışırım. Ne zaman kendisinden tek bir ekin bile çıkmasına müsaade etmez, orada işim biter. Ama öykünün ilk tasladığı genelde en olmuş halidir ve çok fazla müdahaleye izin vermez, bu da en çok zorlayan tarafıdır beni.

6) Küçürek öykülerinizi oluştururken size ilham olan şeylerden bizlere bahsedebilir misiniz? Birkaç örnek bizler için çok faydalı olacaktır.

Çoğunlukla kelimelerden ilham alıyorum. Bir film seyrederken, bir kitap okurken, markette alışveriş yaparken, ders anlatırken bir kelime karşıma çıkar ve o bende bir duyguyu harekete geçirir. Kelime ve bende ortaya çıkardığı duygu gün boyu zihnimde yoğrulur. Son cümleyi bulduğumu hissettiğimde oturur yazmaya başlarım. Genelde bu yazma işi ertesi günün ilk saatlerine kalır. 

Duygu adlı öykümün çıkış noktası “kota” kelimesiydi mesela.

Duygu

Harika bir fikri vardı. Masaya oturup yazmaya başladı. Her şey yolundaydı. Fikir iyiydi ve öykü hızla ilerliyordu. Sonra birden durdu. Bilekliği sinyal veriyordu. Heyecanı bitmişti. Duygu olmadan iyi bir fikir ne işe yarardı ki. Kotayı da aşmıştı. Üç gün bekleyecekti.

7) Küçürek öykü yazmadan evvel ya da yazmaya başladıktan sonra şiirle aranız nasıldı? Ya da Küçürek öykü ile şiir arasında bağ kurmak mümkün müdür?

İlk ezberlediğim şiir İsmet Özel’in Esenlik Bildirisi’ydi. Mataramda Tuzlu Su şiiri ise üzerimde en çok etkisi olan şiirdir. İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu ve Sezai Karakoç dönüp dönüp şiirlerini okuduğum şairler. Şöyle bakınca kitaplığımda epeyce şiir kitabı da var. Mahmut Özkızıl’ın Beyhude Zamanlar adlı şiir kitabı son zamanlarda en beğenerek okuduğum şiir kitabı. Bunun yanında şiir de yazdım. Kabe adlı şiirim yıllar önce Aykırı Edebiyat’ta yayımlanmıştı. Yayımlanan ilk ve tek şiirim o. Blogumda yayımladığım şiirleri ise daha sonra kaldırdım. Eşkiyanın Son Ahı adlı şiirim duruyor sadece. Bu soru gelene kadar ikisi arasında bir bağ olup olmadığı hiç düşünmemiştim. Somut olarak arada bir bağ vardır ya da yoktur demek kolay değil, çok ilişki olduğunu düşünmüyorum. Şiir yazmayı beceremediğim için öykü yazıyorum, durumu da yok. Belki de var, bilmiyor, olabilirim. İçimden bir ses aralarında özel bir ilginin –imge kullanımı -olabileceğini fısıldıyor ama üzerinde düşünmek gerekir, bu benim işim mi ondan da pek emin değilim.

8) Küçürek öykü yazmaya yeni başlamış veya hevesli gençlere neler önerirsiniz? Okumalarını önerdiğiniz yazarlar ve kitaplar nelerdir?

Yazmaya yeni başlayanlar için yazarlardan öneriler, başlığı altındaki yazıları okumayı ben de seviyorum. Bunların bir ehemmiyeti olduğundan değil, sadece yazarların yazarken neler hissettikleri ve nasıl yazdıklarıyla alakalı merakımdan kaynaklanıyor bu okuma iştiyakı. Bu sorunuz da o meraktan kaynaklanıyor ve vereceğim cevap bir merakı yatıştırıp başka bir meraka kapı açacaktır kanaatimce. İlk ve tek önerim meraklarını hiç kaybetmesinler.

Okunacak çok kitap olduğu muhakkak. İşte şu kitabı okuyun bu size yeni kapılar açacak diyebileceğim kitapların bana açtığı kapılar vardır ama o kapının sadece bana açıldığını bildiğim için herkes kendi yolunu bulacağı kitabı kendisi bulmalı. Bunun için yazmadan önce okumak çok önemli bir ihtiyaçtır.

Teşekkür Ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir