YENİ BİR DÜNYA ARAYIŞI

-Ütopyalar ve Distopyalar-

Ütopya, gerçekleşmesi olanaksız, çarpıcı, ilginç tasarı ve düşünce anlamına gelmektedir. Aslında ütopya ideal toplum kavramına denk düşmektedir. Platon’un Devleti’nde, Nizamülmülk’ün Siyasetnamesi’nde, Farabi’nin Medinetül Fazılası’nda ve Thomas More’un Utopiası’nda anlatılanların hepsi yazarların kendi ideal toplum ve devletinin, yazıya teşekkül etmiş halidir. Bu ütopyaların içerisinde yer alan unsurların ulaştığı asıl amaç, devletin veya toplulukların huzur ve refah içerisinde bir ömür sürmeleridir. Yöneticileri adaletli, halkı hak yemeden ve hakkını savunan, ekonominin belli bir düzeyde olduğu, güçlü ve güçsüz ayrımının olmadığı, kamplaşmanın yaşanmadığı bir toplum tahayyülü formundadır ütopyalar. Tüm bu anlatılanlar uzun süreli gerçekleşmesi olanaksız hayaller olarak karşımızda durmaktadır. Bir yönetici kendi döneminde adaletli olsa bile ondan sonrakiler aynı adil tabloyu sergileyemezler. Bu yüzden ütopyaların, gerçekleşmesi imkânsız tasarılar olduğunu net olarak ifade edebiliriz.

Ütopya deyince aklımıza İngiliz yazar More’un kitabı geliyor. Zira bu kitap ile ütopya adı kondu bu tür eserlere. More da kitabında Ütopya adında bir devlet anlatır. Her şeyi dört dörtlük, misafirlerin güvenle kaldığı, savaşın zorunlu haller dışında yaşanmadığı, kendi kendine yetebilen, altına değer vermeyen, liderlerinin adaletli olduğu bir ada devleti anlatır. Bu devletin askerleri bile kendi ülkesinin vatandaşları değildir. Paralı askerler vasıtasıyla halkını da koruyan bu devletin, yüzyıllardır köklü bir geleneği olduğunu ifade eder. Kitapta yazılanları okuduğunuzda sanki cidden böyle bir devlet varmış havası katar insana. Ancak bu anlatılanlar ham hayal ve masaldır. Zira insanın olduğu yerde illa nefsin düşkünlükleri devreye girecektir. Ne demek istediğimi Eric Hoffer’in Kesin İnançlılar kitabını okuduğunuzda fark edeceksiniz. Zira Hoffer, gruplaşmanın ve kitle haline gelmenin yollarını anlattığı bu kitapta, insanların çıkarlarının, isteklerinin ve ruh hallerinin nerelere doğru kaydığını göreceksiniz. Bu yüzden hiçbir devrim hiçbir zaman böylesine uzun süreli muhteşem bir toplum ve devlet oluşturamaz.

Peygamber Efendimiz (sav.) döneminde kurulan Medine Devleti bir asr-ı saadet olarak varlığını sürdürürken ütopyalarda olduğu gibi bir devlet yapısında olmadı. Bu toplumun içerisinde hainler, münafıklar, çıkarcılar ve hata yapanlar çıktı. Bizim asr-ı saadetten anladığımız bir ütopya değil, insanlığın adaletle yönetilmesi olmalıdır. Zira o gün devletin başkanı dünyadaki en adaletli insanken halk içerisinde hata yapan ve hatta hakka ve doğruya ihanet edenlerle de yaşanılmaktaydı.

Ütopyalar, genel olarak yaşanması mümkün olmayan toplum ve devlet tasavvurları iken ütopya kelimesinden türetilen distopyalar ise günümüzde yaşanan gelişmelerle birlikte yaşanması daha olası devlet ve toplum halleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Distopya ilk kez John Stuart Mill tarafından kullanılmıştır.

Distopyanın kelime manasına baktığımızda, ütopyaların olumsuzlanmasıdır. Bugün ütopyadan çok distopyaları konuştuğumuz gibi, distopya türünde çok daha fazla kitap bulunmaktadır. Bugün distopya deyince aklımıza Huxley, Orwell, Zamyatin, Burgess, Bradbury, Phillip K. Dick, Ursula K. LeGuin ve daha pek çok yazar gelmektedir. Peki, bu distopya kitaplarının anlattıkları nelerdir? Maddeler halinde sıralarsak şunları söyleyebiliriz:

1. Totaliter ve baskıcı bir yönetim. Devletlerin başındaki güçler yapay korkular yoluyla bu baskılarını daha da körükler. Kandırdıkları insanlarla kendi taraftarlarını ellerinde tutarlar.

2. Özgürlük dediğimiz şey bir afyondur.

3. Ekonomi, politika, din, teknoloji gibi toplumu yakından ilgilendiren konularda olumsuz tablolar çizerler. Tek tipleşme ve mankurtlaştırmalara şahitlik ederiz.

4. Propaganda ve provokasyon araçları her daim yönetici oligarşilerin elindedir.

5. Yöneticiler muhalefeti sevmez ve yok etmek için her şeyi yaparlar.

6. Devlet halkını her an ve her şekilde gözünün önünde bulundurur. Büyük Birader’in her şeyi görmesi buna net bir örnektir. Yani aslında Panoptikon gerçekliğiyle karşılaşırız.

7. Cinsellik ya tamamen ya da belirli bir düzene konulmuştur. Kuluçka makineleri vardır. Evlilik gibi bir şey bulunmamaktadır.

8. Başka dünyalar ve evrenlerin tasarlandığı distopyaların olduğu görülmektedir: Dune, Star Wars, Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi, Değiştirilmiş Karbon, Mülksüzler, Cesur Yeni Dünya.

9. Kitap okumaya ve düşünmeye karşı yoğun bir muhalefet vardır. Yeni şeyler öğrenmeye gerek yoktur.

10. Makinelerin hükümranlığı veya işleri halletmesi yoğun olarak yansıtılır.

Distopyalara genel olarak baktığımızda ortaya böylesi bir tablo çıkmaktadır. Klasikleşmiş ütopyalar da genel olarak din, ekonomi, teknoloji, cinsellik, politika, gözlem altına alma, başka evren tasarıları yoğunlukla kullanılmaktadır. Yeni dönem distopyalarda ise teknolojinin eğilimlerine göre biyopolitika, gen çalışmaları, insanlığın kıyameti, makinelerin hâkimiyeti, yeni evren tasarıları hem kitap olarak hem de senaryo bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Oyun sektörünün gelişimiyle beraber distopik dünyalar dijital oyunlara da yansımaktadır.

Bugün müthiş bir pazar olan distopik dünya tasarılarının, bugün amacını aşarak kendi içerisinde fasit bir daireye girdiğini görüyoruz. Kitap, oyun ve film üçgeninde milyar dolarların kazanıldığı bir evren olan bu türde eser verenlerin amaçlarının daha çok para kazanmak olduğunu düşünüyorum. Mad Max, Değiştirilmiş Karbon, Black Mirror, Matrix, Açlık Oyunları ve daha nicesi her ne kadar kara bir dünya tasavvurunu anlatsalar da yapımcıların daha çok para kazanma idealine tutunduğunu düşünüyorum. Slovaj Zizêk’in Matrix film serisini eleştirirken ilk filmden sonra anlatılanların insanların güçsüzlüğüne ve gerçek bir devrime kapı aramadığına işaret etmesi, bu sektörde eleştirilmesi gereken bir başka noktadır.

Teknolojinin her an yanımızda olduğu bu çağda distopik bir dünyaya biraz daha yaklaşıyoruz.

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir