YOL UZUN, YARINLAR KISA

Eve kapandığım 15. gündeydim. Tam 15 gündür ne dışarıya bir adım atmış, ne de eve bir adım attırmıştım. Tanıdığım, bildiğim herkese mesaj atmıştım. “Bir süre kendimle baş başa kalmak istiyorum, telefonumu kapatacağım, bana ulaşamazsanız korkmayın, benim ailem ve dostlarım olarak umarım bu küçük ricayı bana çok görmezsiniz.” Bu mesajımın üzerine tanıdıklarımın yarısı anlayışla karşıladığını bildirdi. Diğer yarısı ise endişelenmek adı altında, intihar fikrinin yanlışlığını bana anlatmaya çalışarak, aslında aklımda hiç yokken, “bu da bir seçenek” gözüyle bakmama sebep oldular. Bu yüzden ikinci bir mesaj daha atmam gerektiğini düşündüm. “Allah’a inancım var, intihar etmem, korkmayınız.”

15. gündeydim ve yavaş yavaş içimdeki iletişim isteği beni eşyalarla konuşmaya sürüklemişti. Duvarlar çok sert konuşuyordu hep. “Senin yüzünden aldattı seni. O, çok iyi birisi değil miydi, hatırlasana, hasta olduğunda yanına gelir, zor gününde yardımına koşardı. Ama sen, sen ihmal ettin onu, zor gününde yanında olmadın, ne yapsın adamcağız, gördüğü ilk ilgide başka tarafa meyletti, senin yüzünden.”

Duvarlar canımı çok sıkardı. Olabildiğince onlara bakmamaya çalışırdım ama her yerdeydiler…

Çiçeklerimse bana karşı bir o kadar naziktiler. “Senin hiçbir suçun yok. Bak bize, biz menekşeler hediye edildiğimiz evlerde yıllarca, birer birer solmaya mahkum olduk. Ama sen bizi bunca zaman sevgin ve ilginle ayakta tuttun. Yoğun iş temponda bile her gün bize baktın, suyumuzu eksik etmedin. Menekşelerine bu denli ihtimam gösteren birisi, sevdiğine neler yapmaz.”

Canım çiçeklerim, onlarla konuşunca biraz olsun kendimi toparlayabiliyordum.

Aynalar ise halime üzülüyordu. Karşısına geçtiğimde, “Şu haline bak, karşımda gördüğüm kişi sana benzemiyor. Gözlerinin ışığı gitti, saçlarını dağıttın, göz torbaların çıktı iki haftada. Kendine yaptığın bu eziyet neden? Sen hatırlamıyor musun onunla görüşeceğin zaman benim karşıma geçip, özene bezene hazırlandığın günleri. Kavga edeceğinde bile onu kırmamak için karşımda yaptığın pratikleri. Evet, belki bazı hallerini ve sözlerini çok tasvip etmediğim oldu ama bu senin aldatılmayı hak etmiş birisi olduğunu göstermez. Suçlusun ama kendine yaptığın bu eziyetten suçlusun. Son 2 haftada sağlıksızca kaç kilo verdin kim bilir, git sor bakalım teraziye.”

Aynanın söylediklerini bir emirmiş gibi kabul edip bilinçsizce teraziye yönelmiştim. Üzerine çıktığımda terazi, “Biraz sabit durur musun, ölçemiyorum. Nereye gitti o sağlam basan ayaklar? Bunlar biraz cılız sanki. Dur bakayım, aman Allah’ım 4 kilo vermişsin, sen ne yaptığını sanı…’

Daha fazla konuşmasına izin vermeden indim teraziden. Biliyordum, o da bana sitem edecekti. Haklılardı ama fazla sitem beni otomatik olarak savunmaya geçirirdi. Oysa haksız olduğum bir konuda savunmaya geçmek istemiyordum.

Evde yiyecek içecek hiçbir şeyin kalmamış olmasından sebep, dışarı çıkmam artık zaruri hale gelmişti. Hava da yağmurluydu. Ama şemsiye almak istemedim. Montumu giyip, kapüşonunu kafama geçirip dışarı çıktım. Marketten çıkacağım esnada yağmur birden hızlanmıştı. Kendime uygun bir yer bulup yağmurun dinmesini beklemeye karar vermiştim. Yağmur o kadar hızlanmıştı ki sanki ağaçlardan, çimenlerden hıncını alıyormuşçasına yağıyordu. Tam bunları düşündüğüm esnada karşımdaki küçük çam ağacı, “Korku dolu gözlerle bakıyorsun. Ne düşündüğünü biliyorum ama yağmur bana zarar veremez. Sen uzaktan baktığında, yazık ağaca neredeyse dayak yiyor diye düşünürsün ama o benim daha güçlü hale gelebilmem için yağar. Ben ne yağmurun yağmasını engelleyebilirim, ne de yağmurun yağmasından kendimi sorumlu tutabilirim. Benim işim yağmurla güçlenip, güneşli günde oksijen sağlamaktır.” dedi.

 Aradan yarım saat geçti geçmedi, yağmur dinmişti. Ben de evin yolunu tutmaya başlamıştım. “Yağmur beni güçlendirmek için yağar.” Bu sözü düşünüp duruyordum. Düşünmeye o kadar dalmıştım ki evimin önünden geçip gittiğimi fark etmemiştim bile. Ama geri de dönemiyordum. Ayaklarıma baktım, “Nereye gidiyoruz, eve dönecektik.” dedim.

“Şşşt, yürü sen, ardındaki yola bir süre bakmadan yürü.”

Deruhte Dergi

Deruhte Dergi, kendini içinde bulunduğu işin tamamından mesul görenlerden oluşur. Biz işin bir ucundan tutarak vicdanını rahatlatmayı başaramayanlarız. Edebiyatı umut ve kaygı ile seyrediyor ve bu kaygının diri tutulmasını umudumuz adına önemsiyoruz. Yazmayı salt ‘vakit öldürme aracı’ veya piyasaya(!) ürün sunma imkânı olarak görmemekte ısrar ediyoruz. Deruhte Dergi ekibi, ismiyle müsemma olmayı en büyük paye kabul eder.

One thought on “YOL UZUN, YARINLAR KISA

  • 5 Mayıs 2021 tarihinde, saat 07:08
    Permalink

    Dünyaya hak ettiğinden fazla anlam yüklememek gerekiyor. Değil mi ki o fanidir, değmez alaka-i kalbe.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir