YOLDAYKEN ANLADIM

Katettiğimiz yollar bizi değiştirmiyorsa hareket hâlinde olmanın ne anlamı var? Görme yetisine sahip olup da bakmaya direnmek, duyma yetisine sahip olup da dinlemeye üşenmek, yolculuk hâlinde olup da yürümekten çekinmek değil de nedir bu?

Kendimizden başka bir yere değil yolculuğumuz. Kavgalarımız var; kaygılarımız, yenilgilerimiz, zaferlerimiz, ağır aksak yürüyüşlerimiz, çocukça koşuşturmalarımız… Hava durumları yolumuzun bahanesidir. İçimizin bahar çiçekleri ile sarmalandığı bir günde, yağan hangi sağanak üşüttü bizi? Sakınmak istemedik. İçimize işlesin istedik serinliği. Böylece ilerlemeye devam ettik. Mesela sen, o gün baharla müjdelenen bir gönlün olduğu için ayağını yalpalatan taşa kızmadın, bir önceki günden farklı olarak. Hâlbuki taş aynı taştı, yol aynı yol. Güldün geçtin. O gün ağlayan birkaç bebeği güldürmeyi de başardın. Hızlı trenlerde, hızlı duygu biçimleri ile yol almakta olan onlarca yüze karşı hem de. İlerlemeye devam ettikçe yol öğretilerinin farkına vardın. Varmak için değil “olmak” için yürüdüğünün, kendi ömrünün daimî öğrencisi olduğunun ve mütemadiyen yürümen gerektiğinin farkına vardın. Metropollerin her bir köşesinde bambaşka ayrıntılar çarptı gözüne. Köşenin birinde anlaşılmaya hiç yanaşılmayan yığınla acıyı, bir dağı sırtlamaya çalışan insanları gördün. Buna karşılık bir başka köşede ahenkler içerisindeki danslara, şen şakrak kahkahalara tanıklık ettin. Hâlbuki aylardan yine kasımdı. Yıl aynı yıl idi, yol aynı, güz aynı… Oysa gönlün tüm bu aynılıkları bambaşka şekillerle biçimlendirdi. Bir kaşık bala kandın, envaiçeşit zehri tattın da hiçbir vakit mutluluğun doruğunda kalamadın. Çünkü uğruna ölünmüş, adına şiirler dökülmüş, belki biraz da sövülmüşlüğüyle kocaman bir hayattan geçtin sen. Üslubu buydu; hayat, huzur menüsündeki küçük porsiyonlarıyla meşhurdu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir