YÖNSÜZ İLETİ

Biliyorum çok güzelsin. Sözün, bakışın donmamış; soğuk bir lisanı barındırmamışsın sinende. İncitmek niyeti ile bakmamışsın kimseye. Biliyorum incindin incitmemek adına ve sevmektesin sevilesi ne varsa. Adımların yüreğin kadar inceden, bastığın toprağı titretmeden; kırıntıları kekeleyen kuşları ürkütmeden yürüyorsun. Yolunu incelik adına değiştiriyorsun. Üzülüyorsun. Yetişemediğin mahzun canlara; işe gitmeden önce beslemeyi unuttuğun balıklarına, sulamayı unuttuğun çiçeklerine; bugün yolda hiçbir çocuğa denk gelemediğin ve gülümseyemediğin için hiçbirine.

Yanı başında tuttuğun yazılarına karşılık bir köşede gizlenmekte olan sessiz yazılarının olduğunu; içini sadece onlara dökebildiğini ve onların seni duyduğuna dair var olan kuvvetli inancını biliyorum. Gururuna yediremediğin meseleleri, yutkunamadığın dar vakitlerini, yarıda bırakmak zorunda kaldığın yollarını biliyorum. Fanilik adına umut beslemeye olan direncini, hayal kırıklığına dair ürkekliğini, beşer doğanın beşer kalamamasına yönelik hüznünü biliyorum. Tüm bunlara rağmen içinin kuytu köşelerine yaşamak adına mütevazı umutlar yerleştirdiğini de biliyorum. Ham meyvenin eğreti tadı, pişmeyen yemeğin ziyanlığı gibi acılarının da senin olgunluk vesilen olduğunu düşündüğünü, bu nedenle sıkıntıya yönelik ahu-zar hallerini bıraktığını, önceleri binler olan keşkelerini şimdilerde azalttığını, sınanmanın okul kitaplarından öte bir “iş” olduğunu, bütün bunları artık anladığını biliyorum.

Mutlu vakitlerini iktisatlı kullanma alışkanlığını; kusursuzluğun mümkünsüzlüğüne olan inancını; samimiyetin hudutsuzluğuna yönelik kararlılığını biliyorum. Tabağındaki yemeği yarım bırakmanın günahından sakındığın gibi; yarım gülüşlerden, yarım sevişlerden ve yarım bırakılan işlerden sakındığını da biliyorum. İnsanların ne sınırında ne de uçsuz bucaksızlığında dolaştığını; yarışının da savaşının da sadece kendinle olduğunu ve bir başkasını kınayacak kusursuzluğu kendinde bulamayışını biliyorum. En sevdiğin yemeğin olmadığını, “bugün de doyduk şükür” teşekkürlerini, insanlar hakkındaki anlayışlı düşüncelerini, kendi bakış pencerende salınmakta olan hoş görüşlerini hissedebiliyorum. Maddi olanın hiçliği ve manevi olanın hepliği hakkındaki iç seslerini işitebiliyorum. Sessiz ve geç vakitlerde düşünceli bir biçimde havaya kalkan kaşını, mütemadiyen kendini azarlayan canını, kendini terbiye etmeye yönelik hırsını biliyorum. Aniden öleceğin o gün, ardında seni kendinden utandıracak onursuzluklar bırakmak istemediğini; ömründeki tek gayenin “kendini kendinden utandırmamak” olduğunu biliyorum.

Ya da sadece bilmek istiyorum.

Belki bütün bu yazılanlarda kendinizi buldunuz. Belki de başka biri gibi geldi size. Öyleyse bu ya size ya da birine…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir