YOUTUBE VE EDEBİYAT

Edebiyat, bilhassa şiir, en eski sanat dallarından birisi. Gözle temas kurması açısından kısmen görsel diyebiliriz. Bu konuda ben henüz karar veremedim.

Edebiyat ve diğer sanatlar rakip değiller lakin tercih edilme açısından böyle bir karşılaştırma yapılabilir.

Önceleri, edebiyata rakip sayılabilecek resim sanatı vardı. Sonra fotoğraf ve en son sinemanın icadı ile yirminci yüzyılla birlikte görsel sanatlar oldukça ivme kazandı. Bu kimsenin inkâr etmeyeceği bir durum.

Önce sinemanın bir sanat olarak hayatımıza girmesi, ardından endüstriyel bir hâle bürünmesiyle gözlerimizin mesaisi oldukça arttı. Radyodan sonra televizyonun icadıyla yeni bir sektör kuruldu: Televizyonculuk. Bu sektör zirveye tırmandı ve internetle birlikte zirvedeki yeri sallandı. Yine de zirveyi bıraktığı söylenebilir mi? Uzmanı değilim, anlatacağım şey de bu değil zaten. Konumuz, bizi reklamlarıyla sinir eden ama her seferinde elimizi verip kolumuzu kaptırdığımız YouTube…

YouTube hakkında vikipedik (evet, bu kelimenin aslının ansiklopedik olması gerekiyordu ama bilin bakalım günümüzde ansiklopedilerin yerini ne aldı?) bilgiler vermeme lüzum yoktur sanırım. Lafı evirip çevirmeye lüzum yok. YouTube’un edebiyatseverler açısından ne gibi fırsatlar sunduğunu bir uzman edasıyla değil, bir okur -dinler de denebilir- gözüyle aktarmaya çalışacağım. Salt eleştirel bir dil olmayacağı gibi birazdan zikredeceğim kanal isimlerini gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Umarım faydalı ve keyifli bir yazı olur.

İlk olarak şu anda bu yazıyı okuduğunuz Deruhte Dergi’nin YouTube kanalını ele alalım. Deruhte Dergi olarak buradaki ilk faaliyetimiz “Ayın Türküsü” seçkimizde yer alan ilk video; orman manzarası eşliğinde plaktan gelen Neşet Ertaş’ın sesinden “Mecnun Gibi Dolaşıyom” adlı türküye ait. İlgili kaydı Nursena Tokur almıştı. Yani dergimizdeki ilk YouTube faaliyetini kendisi başlattı diyebiliriz. İlerleyen on bir ay boyunca çeşitli yörelerden türkülerle kanalımızda boy göstermişiz. Ardından dergimizde yer alan farklı türlerde eserlerin yine dergi ekibimizce seslendirmelerine yer vermeye başlamışız. Geçtiğimiz ay itibarıyla da canlı yayın sohbetlerimizle kanalımızı daha aktif hâle getirmek için yeni bir program başlattık. Şimdilik üç bölümü yayınlanan “Deruhtece Şeyler” adlı programımızın moderatörlüğünü Kamil Kurt üstlendi. Programın aktif katılımcılarıysa Editörümüz Burak Yasin Taş, Genel Yayın Yönetmenimiz Yakuphan Güleç ve yazarımız Semih Uzun. Zaman zaman telefon bağlantısı da sağlanıyor -naçizane ben de telefon ile sohbeti sabote etmiştim-. Ayrıca ekip içi veya ekip dışı konukların da yer alması hedefleniyor, kısmet. Bu programda, samimi bir ortam içerisinde edebiyat merkezli sohbetler gerçekleştiriyor arkadaşlarımız. Dinleyicilerimiz de yorumlarıyla programa katılarak sohbete dahil olabiliyorlar. Aktif katılım ile hem sohbet derinleşiyor hem de takipçilerimiz/okurlarımız aklına takılan soruları anında tarafımıza iletebiliyor. Şu ana dek aldığımız yorumlarsa bizleri her manada memnun bıraktı. Teşekkürlerin yanı sıra aldığımız eleştiriler de oldukça fayda sağlayacağa benziyor dergimize. Devrin daim olsun sevgili Deruhte’m…

Böylece reklamımızı da yaptıktan sonra konuyu biraz daha açabiliriz.

Geçtiğimiz yıl ekim ayında “Türkiye’nin ilk sesli edebiyat dergisi” olarak kurulan Ze Dergi, sözlü edebiyatı yaşatmak ve geleneği güncelle buluşturmak hedefiyle yayın hayatına başladı. İki aylık periyotlarla çıkan dergi, eserlerini pazartesi ve perşembe günleri YouTube kanalı aracılığıyla yayınlıyor. Zeynep Kahraman Füzün, Abdullah Harmancı, Erhan Genç, Yıldız Ramazanoğlu, Mehmet Erte, Aynur Dilber, Kadir Daniş, Mahmut Coşkun, Mustafa Uçurum gibi günümüz edebiyatının birçok başarılı ismi şu ana dek Ze Dergi’de yer aldı. Hatta üçüncü sayısında bir öykümle bana da yer verdiler! İki nokta, kapat parantez.

Ze Dergi fikir itibariyle gayet yerinde bir proje. Yola çıkış amaçları ve şu an yoldaki duruşları takdiri hak ediyor. Eleştirebileceğim iki husustan birincisi; gerçi daha çok temenni denebilir, eserlerin daha profesyonel seslerden okura ulaşması olabilirdi. Mesela ben gibi bir amatör, dergi için altı seslendirme yapmış şu ana dek… Eserlerin birçoğunu seslendirme sanatçısı Behice Kolçak Şark seslendirmiş, elbette Behice Hanım’ın işini iyi yaptığı aşikâr. En çok seslendirme yapan bir diğer isim Zeynep Kahraman Füzün, yazarlığı editörlüğü gibi başarılı seslendirmeler sunuyor. Yine de bu temennimi söylemeden edemedim. İkinci eleştirimse derginin tasarımının daha da kuvvetli olması yönünde. Mevcut tasarımlar kötü olduğu için demiyorum; maalesef mecrayı kullanan, Ze Dergi’yi takip etmesi muhtemel kitlenin buna önem gösterdiğini bildiğim için bunu söylüyorum.

Yazıyı kaleme almaya niyetlendikten sonra YouTube’da bir tarama yapayım dedim. O sırada bir başka sesli edebiyat dergisine denk geldim. Bu da, yazıdan kârım oldu. İki nokta, kapat parantez. Fikirperest adlı dergi, yayın hayatına Ağustos 2019’da başlamış. Sitelerinde yer alan hakkında bölümünde şöyle yazıyor; “2017 senesinde başlattığımız “Geleceğimiz Kitapta” adlı köy okullarına kütüphane kurma projemizi 2 yıldır sürdürürken ülkemizdeki genç yazarların ülkesine seslenmesi için 2019 Ağustos ayı itibarıyla Fikirperest dergi olarak karşınızdayız. Keyifli okumalar dileriz.” Aylık olarak yayımlanan “fikir, sanat ve edebiyat” dergisi sekizinci sayı yani Mart 2020 itibariyle YouTube üzerinde sayılarını yayınlamış. Bunun için ayrıca bir not düşülmemiş ama -muhtemelen- yazarlar kendi eserlerini seslendirmiş. Şimdilik sadece bir sayılarının küçük bir bölümünü dinledim. Güzel bir çalışmaya benziyor. Eserler daha çok fikirsel olarak ilerliyor. Seslendirmeler amatör ortamda yapılmış olmasına rağmen başarılı. Sadece video editörünün fona müzik yerleştirmesini kısmen beğenmedim. Yazılara daha uygun müzikler seçilebilirdi elbette. Bu, ufak bir kusur. Başarılarının devamını dilemekteyim.

YouTube kanalını aktif kullanan Sin Edebiyat Dergisi’ne gelelim şimdi. Sin Edebiyat, ilk sayısını 2016 yılının son aylarında çıkartmış. Aynı dönemden beridir de iki aylık periyotlarla yayın hayatına devam ediyor. Kahramanmaraş merkezli dergi, geçtiğimiz yaz ağustos ayında “Sin Edebiyat Atölye” adıyla YouTube’a giriş yapmış. Aynı tarihten bu yana, tanıtım videosu hariç, yirmi adet video yayınlamış. Bu içeriklerde çeşitli isimlerin, gerek Sin Edebiyat Dergisi’nde yayımladıkları gerekse dışarıdan şiir seslendirmelerine yer veriliyor. Elbette yapılan işi takdir etmekle birlikte kayıtların daha kaliteli yapılabileceğini hatırlatmakta fayda var. Buna çok takılan birisi değilim, yukarıda belirttiğim nedenden dolayı objektif bir değerlendirme yapmaya çalışıyorum.

Aylık periyotlarla online (PDF) olarak yayımlanan “edebiyat, şiir ve fikir” dergisi Dilhâne de YouTube’da yer alan bir başka dergi. Dilhâne Dergi, 2018 başından beri yayın hayatına devam ediyor. Dilhâne, yayın hayatıyla aynı zamanlarda YouTube’da da boy göstermeye başlamış. Videoların profesyonel ellerden geçtiği aşikâr. İlk başlarda sadece şiir seslendirmelerine yer verirken daha sonra söyleşilere de yer verilmeye başlanmış. Sokak röportajı, vlog gibi farklı içerikler de az da olsa iki yüz video içerisinde yer bulmuş. Anlam veremediğim bir durum, kanalda birçok canlı yayın kaydı gözükmesine rağmen bu kayıtların içi boş. Buradan yetkililerine sesleniyorum, düzeltme şansınız var mı bunları? İki nokta, gülücük. Evet, gelelim zurnanın zırt -bunu her yazında yapacak mısın? Hoş değil sayın yazar!- dediği yere. Üzerinden ne kadar zaman geçti bilmiyorum. İlgili kanalda yayınlanan bir sokak -kürtajı? doğrusunu unuttum- röportajına rast geldim. Maalesef bu video bende olumlu bir izlenim bırakmadı. Video başlığında “Ezbere Bildiğiniz Bir Şiiri Bize Okur musunuz?” yazıyordu. İlgimi çekti, açtım, izledim. Dört kişi ile görüşülmüş. İkisi cebinden çıkarttığı telefondan kendi yazdığı şiirleri okuyor, üçüncü Suriyeli bir genç ve sonuncu kişi laiklik elden… Suriyeli kardeşimizi ve Sinoplu Dayıyı bir kenara bırakırsak, diğer iki arkadaş bende olumsuz izlenimi oluşturan unsur oldu ki bu bende bıraktığı etki, inşallah yanılıyorumdur. Bu arkadaşların şiir yazmaları elbette canımı sıkmadı veya okumaları da güzeldi. Ama videonun başlığından bağımsız içerikte oluşu, yapılanın bir PR çalışması olduğu izlenimi bıraktı bende. Eğer öyleyse, sevgili Dilhâne, ne gerek var böyle hareketlere?

İzdiham Tv adlı kanal da İzdiham Dergisi’nin bu platformdaki bağlantısı. İzdiham Tv’de birkaç röportaj, sesli metinler ve izdihamvari içeriklere rastlamak mümkün.

Kültür-sanat haber sitesi olan Dünya Bizim (dunyabizim.com) de uzun süredir YouTube’da yer alıyor. Fakat son iki yılda herhangi bir çalışmaları bulunmuyor. Aktif olduğu dönemde farklı alanlardan pek çok isimle söyleşi, kitap tanıtımları ve yazarların kendi kitaplarından kesitleri okuduğu çeşitli içerikler kanalda mevcut.

Edebiyat alanında yayınlarına devam eden Sütre (sutre.net) de yakın zamanda YouTube dünyasına merhabalar demiş. Sütre’de yayımlanan eserleri seslendirmeye çalışıyorlar. Henüz çok fazla içerik bulunmuyor kanalda. Lakin bu yazıyı okurlarsa devamını beklemekteyim.

Son olarak, çok kısa, artık yayında olmayan bir dergi olan Mağaradakiler’in aktif olduğu dönemde YouTube çalışmalarının olduğunu da söyleyerek dergilerle alakalı olan kısmı kapatalım. Sıra kitaplarda.

2020 başında Hece Yayınları YouTube kanalı açarak yazarlarıyla söyleşiler düzenlemeye başladı. Şubattan nisana kadar aktif olan kanalda nisan başından beri herhangi bir içerik yayınlanmamış. İstenen ilgiyi toplayamamış olsa gerek. Umarım çalışmalarına devam ederler.

Birçok içerik üreticisi (YouTuber) tarafından kitap önerisi, kitap incelemesi; “Bu ay hangi kitapları aldım?” veya “Son okuduğum kitap” başlıklı birçok video yayınlanmış. Yalanım yok, hiç ilgimi çekmediği için bakmadım bile.

İçeriğine pek hâkim olamadığım BookSerf adlı “kitap paylaşım” platformuna ait, şu an aktif olmayan kanalda bir dönem “Yazarlar ve Kütüphaneleri” başlıklı videolar yayınlanmış. İlgi çekici bir çalışma. Keşke devamı gelse…

Küçükken radyo tiyatrosu dinlediniz mi hiç? Ben dinledim. Bir sonraki bölümü heyecanla beklediğim radyo tiyatrosunun hangi kitabın canlandırması olduğunu o zaman da bilmezdim, şimdi de inanın hatırlayamıyorum. Tek hatırladığım tütün tarlasında bize eşlik eden radyodan gelen sesleri ilgiyle takip eden beş yaşım. Yani hemen hemen o yaşlarıma tekabül ediyor. Youtube’da özellikle bir dönem TRT’de yayınlanan radyo tiyatrolarını paylaşan birkaç kanal mevcut. Elbette aynı kanallarda sesli kitaplara da yer veriliyor. Benim takip ettiğim birkaç sesli kitap kanalı şu şekilde:

Sesli Kitap&Radyo Tiyatrosu adlı ve maalesef son bir yılda yeni içerik yüklemediği için artık aktif olmadığını düşündüğüm kanal favorim. Arkası Yarın Kuşağı’ndan pek çok radyo tiyatrosunu içerisinde barındıran bu kanalda dört yüzün üzerinde içerik var.

Bizim Kütüphane, “Birlikte Okuyalım, Birlikte Paylaşalım, Birlikte Kazanalım…” mottosuyla Ekim 2019’dan beri hepsi birbirinden kıymetli eserleri yayınlamış ve yayınlamaya devam ediyor. Proje sahipleri e-posta yoluyla seslendirmen adaylarının da kanalda yer alabilmelerine olanak sağlıyor. Üstelik seslendirenlere para kazanma fırsatı da sunuyor. Aynı zamanda Azerbaycan Türkçesiyle yayınlanmış içerikler de var. Şu ana dek iki yüzün üzerinde içerik yüklenmiş kanala, ellinin üzerinde kitap seslendirilmiş. Devamı da gelecektir umarım.

Sesli Kitap Dünyası adlı kanal yaklaşık dört aydır Stefan Zweig, Sabahattin Ali, Sait Faik Abasıyanık, Tolstoy, Oğuz Atay gibi isimlere ait birçok öykü ve kitap yayınlamış durumda. Aktif bir kanal oluşu yeni eserler için heyecan veriyor.

Konuşan Kitap kanalı da taze bir kanal. Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Narnia Günlükleri gibi eserleri dinlemek mümkün.

Seslendirme sanatçısı Akın Altan kendisine ait kanaldan kitap seslendirmelerini yayınlıyor. Anton Çehov’dan Virginia Woolf’a, Halit Ziya Uşaklıgil’den Wolfgang Borchert’e kadar onlarca isimden beş yüzün üzerinde içerik bu kanalda sizi bekliyor. Akın Bey’in verdiği bu hizmete karşın emeklerini alabildiğine yüz bini aşan abone sayısıyla kani olmak isterdim ama izlenme oranları maalesef oldukça aşağılarda seyrediyor. Elbette, okumak kadar keyifli olmaz lakin bu tür fırsatlar sayesinde örneğin araç kullanırken bir kitap, bir öykü bitirme şansınız oluyor. Harika değil mi sizce de?

Müzisyen Burçin Çakar da kendisine ait kanaldan 1984 ve Bulantı kitaplarının seslendirmelerini yayınlamış.

Öykülere Yolculuk kanalında birçok seslendirme sanatçısından öykü ve şiirler dinleyebilirsiniz. Seslendirmeler bu işin profesyonellerine ait. Kanalın hakkında kısmında Hüseyin Taşkın’a ait olduğu yazıyor. Kanalda yer alan “Öyküler ‘Ses’leniyor” başlıklı içerikler, 2007-2009 yılları arasında DenizBank Kültür/Sanat Yayıncılık tarafından iki seri halinde yayınlanmış. Hüseyin Bey de bu projeden istifade edilmesi için kendi deyimiyle köprü vazifesi üstlenmiş. Bin şükran ile…

Şimdi de bağımsız olarak edebiyat temalı yayınlar yapan kanallara gelelim.

Bu kısımda en başa Edebiyat Burada adlı kanalı almak gerek. Yazar Serkan Türk’e ait olup olmadığını bilmiyorum ama kanalın görünen yüzü kendisi. Kanal kendisini “Edebiyat, Yazar ve Okur Platformu” olarak nitelendirmiş. Kanalda çeşitli başlıklarda sunulan yazar söyleşileri yer alıyor. Hilmi Yavuz’dan Güray Süngü’ye, Mine Söğüt’ten Ercan Yılmaz’a kadar pek çok kıymetli yazarla söyleşilen bölümlerin toplamına “Yazanlar Arasında” adı verilmiş. Cengizhan Genç, Aynur Dilber, Mert Erez ve M. Fatih Kutlubay gibi ilk kitaplarını yayımlayan genç isimlerle yapılan söyleşileriyse “İlk Kitap” başlığı altında toplamışlar. Kanalda en eski videolar ise “Okuryazar” adı verilen ve Serkan Türk ile Namık Somel’in okudukları kitaplar üzerine konuştukları bölümler. Bu başlık altında toplamda 23 bölüm yayınlanmış. Dördüncü sezon ne zaman başlayacak acaba?

Kafa Sabit kanalı kültür-sanat-edebiyat alanında içerikler üretiyor. Bir yılı aşkındır aktif olan kanal, şairlerin kendi seslerinden şiirlerini paylaşarak merhaba demiş takipçilerine. O dönemden beridir birçok şairden şiirler okunmuş kanalda. Edebiyat başta olmak üzere sanat ve kültür odaklı kıymetli isimlerin konuştuğu programlar da mevcut. Ben uzun zaman önce sosyal medya hesabı sayesinde kanaldan haberdar olmuştum ama içeriklerine bu yazı vesilesiyle bakabildim. Bazı videoların altında “zaruri açıklama” denilerek kendilerini açıklamaya çalışmışlar.

“Kafa Sabit bir ‘yutubırlık’ faaliyeti değildir. Zekâsı ve kabiliyeti bu şekil çalışmadığı için faaliyetlerini ağır aksak götürür. Tüm işlerini imkansızlıklar içinde yürütür. Kadrosundaki 378 elemanın tamamı işsiz güçsüzdür. Arkasında hiçbir kurum, kuruluş ve sermaye desteği yoktur. Tüm işlerini bağımsız bir şekilde yürütür. Bir adı da Kırık Tripot’tur.

Kendi alanında tutarlı ve adına yakışır işlere imza atmış isimler ile temasa geçerek onların görüş ve önerilerini kayda almak ve gelecek için bir hafıza oluşturmak ister. İmkân bulduğu sürece gerekirse Fizan’a da gider, Turan’a da…”

Hepsi Hikâye sıradaki kanalımız. Kanalın ilk videosu 14 Mart 2018’de yayınlanmış. Ben, Bülent Ayyıldız’ın Post Öykü’de bununla ilgili yazdığı bir yazıyla kendisinden haberdar olmuştum. Yanlış hatırlamıyorsam kanalın kurucusu da öykücü Bülent Ayyıldız olmalıydı. İlk bir yıl oldukça aktif olan kanal son zamanlarda eski heyecanını yitirmişe benziyor. Kanalda çok sık olmasa da kurmaca üzerine eğilen ders niteliğinde içerikler yer alıyor. Kitap ve film incelemeleri ile -sanırım- sadece bir tane de öykü seslendirmesi kanalı süslüyor. Fakat kanalı asıl sırtlayan kısım yazar söyleşileri. Yazarların öykücülerden seçilmesi açısından, biz genç öykücüler -veya adayları- için oldukça faydalı. Aynı zamanda keyifli geçen sohbetlere bakınca öykücülerin gerçekten eğlenceli insanlar olduğuna bir kez daha inanıyorum. Gülücük. Ne de olsa ben de bir öykücüyüm; en azından bunun için çabalıyorum. Ne var, niye öyle dik dik bakıyorsun? Şaka şaka!

Yazar Hüseyin Akın’ın kendi adını taşıyan kanalı özellikle mart ayından beri aktif hâle getirdiğini söylemek mümkün. Hüseyin Bey şiirler okuyor, bazen ders niteliğinde sohbetler ediyor, bazen de kitap ve dergiler inceliyor.

Bundan başka direk edebiyat bağlantılı kanal varsa dahi ben bilmiyorum. Ama özellikle başta şiir olmak üzere edebi eserleri seslendiren bir dünya kişisel kanal mevcut. Bu yazıya niyetlenme sebebim işte bu noktadır. Çünkü o dünya içerisinde ben de varım. Şimdi rek-lam-lar. İki nokta, kapat parantez.

Bu alanda ismini zikretmemiz gereken ilk isim kesinlikle Furkan Özdemir. Tabii bazı arkadaşlarımız buna itiraz edeceklerdir. Eser Gökay taraftarı okuyucumuz var, biliyorum. Elbette Eser Bey de kıymetli bir isim lakin kendisi YouTube’u artık kullanmıyor. Yani onun adıyla bir kanal mevcut ama kendisine mi ait bilemiyorum. Öyleyse dahi yalnızca bir adet video var kanalda…

Furkan Ağabeyle yaklaşık üç yıl önce tanışmıştık. Yani ben kendisini önce yorum, ardından e-posta atarak taciz edip üstüne tehditler savurup kılıç zoruyla kendimle tanıştırtmıştım. Böyle anlatınca kendim bile inandım ha! Neyse, keselim gevezeliği de işimize dönelim.

Furkan Özdemir kanalındaki ilk video Sezai Karakoç’un “Çocukluğumuz” şiiri, 2013’te yayınlanmış. Devam eden birkaç yıl boyunca ufak tefek çalışmalarını paylaşmış. 2016 sonunda başlayan seri paylaşımlarıyla betonda açan tek bir çiçek gibi “derdimize çare bir Furkan Özdemir” mısraının(!) muhatabı olmuştur. Diyebilirsiniz, bu çocuk niye böyle yağ çekiyor? Hayır, gerçekten böyle düşünüyorum. Ama şimdi sitemi patlatacağım kendisine. Bundan iki yıl evvel falan, ben henüz Ankara’da yaşar iken benimle beraber şiir okuma sözü vermişti. Hatta ben, kendisinin evinde şiirin üzerime düşen kısmını okumuştum. O kendi üzerine düşeni hâlâ okumadı! Yazıyı okuyorsan, görüyorsun ki seni okuruma şikâyet ediyorum sayın Furkan Ağabey. İki nokta, kapat parantez. Şaka mahiyetinde sitemim şöyle dursun, ben kendisinden çok şey kazandım. Bin şükran ile…

Furkan Özdemir ile ilgili ciddi yorumlarımı yapıp diğer başarılı seslere geçelim artık derim. Şiirleri orijinalini bozmadan almaya son derece dikkat ediyor, müzik ve video konusunda ciddi emek harcıyor. Ortaya çıkarttığı işler de başarıyı beraberinde getiriyor. Tüm bunlar takdire şayan doğrusu. Üstelik birkaç senedir de özgün olmak adına besteci Sefa Kaymak ile birlikte çalışıyorlar. Sefa’nın besteleri de harikadır. İkisine de selam olsun…

Furkan Özdemir’den sonra bu alanda en tanınan isim Ahmet Culum olmalı. Ahmet Bey’in emeklerini takdir etmekle beraber maalesef ses tonunu bir türlü beğenemediğimi ve içeriklerinin Furkan Özdemir’e olan benzerliğinden ötürü özgünlük noktasında sorun yaşadığını ifade etsem linç yer miyim acaba? Bu bahsi fazla uzatmayalım öyleyse.

Fasl-ı Şiir adlı kanalda şiirler okuyan Huzeyfe Erkam Candan, Furkan Ağabeyden sonra en sevdiğim ses olsa gerek. Video içerikleri konusunda andığım ilk iki isme göre bir tık geriden geldiğini söylemek bir yana dursun, Sevgili Huzeyfe son şiiri geçen yaz yüklemiş. İnşallah geri döner.

Az bilindiği için üzüldüğüm ve sesine bayıldığım Sait Ramazan Gülbay’ın yaşadığı telif sorunları nedeniyle bazı şiirleri kanalından kaldırdığını, YouTube’dan çekildiğini ve yayınlarına Telegram üzerinden devam ettiğini de bu yazı vesilesiyle öğrendim. Yine de buraya yazmadan geçemezdim kendisini. Kanalında hâlâ dinleyebileceğiniz şiirler duruyor.

Az takipçili fakat yaptığı işlerin daha fazlasını hak ettiğini düşündüğüm Ali Burak Cesur’un kanalı da bakılmaya değer içeriklerle dolu. Aynı zamanda yönetmenlik yapan Ali Burak Ağabeyle bir senaryo eğitiminde tanışmıştım. Kanalında, yaptığı kısa film ve reklam çalışmalarını da bulabilirsiniz.

Emre Yurttakalın, eğitimli bir seslendirme sanatçısı mı bilmiyorum ama sesini iyi kullanan bir başka isim. Yanılmıyorsam şu anda TRT’de bir çocuk programı sunan Emre Bey’in kaliteli şiir seslendirmelerine kanalından ulaşmak mümkün.

Mehmet Yıldırım’ı ise “Kaldırımlar” şiiri seslendirmesiyle tanımıştım. Ses tonunu çok beğenmiştim. Kendisi şiirlerin yanı sıra sesli kitaplar da okuyor.

Oyuncu Beyti Engin’in bir dönem aktif tuttuğu fakat şu anda yeni içerik eklenmeyen bir YouTube kanalı mevcut. Zaten bu işin profesyoneli olan sanatçının kanalında oyunculuk üzerine söyleşilere de rastlayabilirsiniz. Ama siz özellikle Ah Muhsin Ünlü’nün “Resulullah’la Benim Aramdaki Farklar” şiirini ondan bir dinleyin. Bahsi geçen bu şiiri Onur Ünlü’nün kendisinin okuduğu sanılıyor. Halbuki zannedilen ses Beyti Engin’e ait. Vesileyle Beyti Bey’e hakkını teslim edelim.

İşin profesyonellerinden Nisan Kumru Beyefendi de kanalında seslendirme çalışmalarını yayınlıyor. Nisan Bey’in kanalında özellikle genç yazarlara ait öykülerin seslendirmelerini bulmak oldukça keyif verici. Kanalda şiir seslendirmeleriyle birlikte diksiyon dersleri bulmak da mümkün.

Bir başka seslendirme sanatçısı Behice Kolçak Şark da kanalında şiir ve öykü seslendirmeleri yapıyor. Genç isimlere ait eserleri seslendirmesi oldukça kıymetli. Behice Hanım’ın yazarlık vasfı da var. Ayrıca yukarıda bahsini ettiğimiz Ze Dergi’ye hem kalemi hem de sesiyle katkı sağlıyor.

Tesbihli Abi lakabıyla bilinen ve Mustafa Timuri adıyla dergilerde okuduğumuz Mustafa Demir, şiir seslendirmelerini adını taşıyan kanalda yayınlıyor. Özellikle Süleyman Çobanoğlu şiirlerini Tesbihli Abi’den dinlemeyi seviyorum.

“Sizi İkna Edebilirim” adlı şiir kitabını 2018’de yayınlayan Kaan Eminoğlu’nun şiirlerini okuduğu kanalını da not düşelim. Bir başka yazar/şair Yusuf Araf’ın da seslendirmeler yaptığı bir kanalı mevcut. Yusuf Bey’in seslendirmeleri halen yayımlanan dergilerden seçmesi güzel bir fırsat sağlıyor. En son “Altı Numara” adlı romanı yayınlanan Ahmet Bahadır Sarıkaya’nın da seslendirmeler yaptığı kanalı bulunuyor.

Dergilerde şiirlerini okuduğumuz şair Vahdettin Oktay Beyazlı’nın ve genç şair Muharrem Turgut’un da şiir seslendirdikleri kanalları mevcut. Yine dergilerde şiirlerini gördüğümüz Ayyüce Güloğlu’nun bir kanalı var. Ayyüce Hanım burada daha çok müzikle ilgili çalışmalarını paylaşsa da birkaç kez şiir seslendirmiş.

Yazının böyle uzayıp gitmemesi ve beynimin salahiyeti adına ayrıntıya girmeden seslendirmelerini dinleyebileceğiniz ve her birini önerebileceğim kanal sahiplerinin adlarını yazarak toparlayayım. Bu ana kadar adını anmadığım başka ilgili kanal var ise gözümden kaçmış demektir. Kusurdur, affoluna. Ve buyurunuz!

Oğuz Gürbüz, Celal Eyinç, Ramazan Arslan, Alp, Ali Fırat Çalışgan, Emrullah Uzun, Erdem Kılıçlar, Yolcu (Muhammed Yolcu), Mehmet Talha Onuk, Cem Bozkurt, İsmail Yılmaz Kan, Mehmet Vural, Selahattin Efe Kocaman, Umut Tugay Temel, Yusuf Özgür ve Ahmet Yetik.

En son ismi verene kadar fena değildim de, sonunda bozdum. Umarım faydalı bir yazı olmuştur. Niyetimin çok fazla dışına çıksam da ben yazarken keyif aldım. Dördüncü sayfadan sonra kafam yandı birazcık, sorun etmedim ama…

YOUTUBE VE EDEBİYAT” için 3 yorum

  • 21 Temmuz 2020 tarihinde, saat 07:18
    Permalink

    Tek seferde okuyup bitirmek ne mümkün. O kadar bilgi dolu, faydalı, derleyici bir yazı olmuş ki çok teşekkürler. İstifade edebileceğimiz birçok kaynak belirtmişsiniz. Sağolun. Emeğinize sağlık.

    Yanıtla
    • 22 Temmuz 2020 tarihinde, saat 11:44
      Permalink

      Teşekkür ederim efendim. Faydalı olmasını umarak yazmıştım, muhatabını bulması çok güzel olmuş.

      Vesileyle; illaki eksik bıraktıklarım olmuştur. Okuyanlar şu da olsa daha iyi olurdu dediklerini yorumlara eklerse onlardan da haberdar olmuş oluruz…
      Ricadır, şimdiden teşekkürler…

      Yanıtla
  • 4 Ağustos 2020 tarihinde, saat 20:12
    Permalink

    Çok güzel ve faydalı bir yazı olmuş önerilen kanalların yanına 1 ses 1 kitap, şiir avcısı, sesli şiir, karavandaki adam, Mennan Şahin ve Ercüment Korkmaz gibi kanallarda eklenebilir. Kaleminize sağlık Ahmet Bey, inşaAllah devamını bekliyoruz 👍🏼🤗

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir