YÜKE TALİP OLMAK

Yük, insanın göbek bağının kesilmesi ile başlayan mükellef olduğumuzda asli vazifesini irca eden iradi bir davadır. Kaplumbağa’nın yükü nasıl evi oluyorsa insanın yükü de dünyadaki yol ve davasıdır.

Yükün idrakine varma yolu niyetini taşımak için dünyaya geldiğimizi düşünüyorum. Bu minvalde zamanın behrinde okumuş olduğum Hayy bin Yakzan’da insan olma yolundaki yükümü hatırlatan nişanlardan oldu. Kitapta yer alan Evin Goodman’ın Eğitim Felsefesi[1] makalesinde bahsi geçen Tor Andræ ile başlayan yüküm dünyayı dolaşarak asli yerine yani sadrıma döndü. İnsanın yükü algıladıkları ve sadrına nakşettikleriyle birleşerek var olur.

Biz yükümüze dönelim…

İsveçli Protestan bir papaz olan Andræ, Peygamber Efendimiz hakkında hazırladığı çalışmalarla bilinmektedir. Andræ, her şeyden evvel iyi bir araştırmacıdır. İslam Ansiklopedisi’nde Peygamber Efendimiz ve vahiy konusunda yazdıkları şöyle açıklanmaktadır: “… Andræ hocası Söderblom gibi, bazı şarkiyatçılar tarafından tamamıyla katı bir din gibi gösterilen İslâm’ın aslında böyle olmadığını söyler. Hz. Muhammed’in vahiy aldığını kabul eder. Allah kelâmı olarak görmediği Kur’an’ı siyerin en önemli ve otantik kaynağı sayar. Eserlerinde pek çok hadis mecmuasından alıntılar yapmasına rağmen bazı durumlarda hadislere şüpheyle bakar.”[2]

Andræ XIX ve XX. Yüzyılın değerli bir din araştırmacısı olarak kıymetli eserler vermiştir. Onun görüşlerine dair reddiyelerden çok tarafsız bir değerlendirme yapmaya çalışan Bekir Armağan’ın doktora tezi[3] araştırmalarıma başlamak adına iyi bir giriş oldu. Bir araştırmanın başından sonuna kadar dolgunluğa sahip olması için nitelikli programlanması gerekir. İşte bu yüzden çalışmama temelden başlayarak bu düşüncemi gerçekleştiriyorum.

Tor Andræ üzerinden yaptığım araştırmalar sırasında karşıma Ignaz Goldziher çıkınca beynimden vurulmuşa döndüm. Zira bir sene evvel Otto Yayınları tarafından çıkarılan İslam Kültürü Araştırmaları I ve II’yi Seha Kitabevi’nde Muhammed Abi büyük bir heyecanla tanıtmasına rağmen görmezlikten gelmiştim. Bu dikkatsizliğim bir senelik kayba mal oldu. Ve bugün kitabın tükendiğini görmek üzüntümü bir kat daha artırdı. Araştırmalarım sırasındaki tek teselli kaynağım Annemarie Schimmel’i Sâmiha Ayverdi sayesinde tanımış olmamdı. Dünya’nın Batı Avrupa ve Baltık bölgelerinde dolaştığım sırada yükümü hafife aldığım gerçeği beni şok etti. Evet, ilme talip olan birinin bu dikkatsizliğinin hafife alma anlamına geldiği gerçeğine şahit oldum. Yolcuğumun hasılatında borçlarımın epey biriktiği an bu yazıyı kaleme almaya başladım ve adeta pişe pişe meramımı anlatmam gerektiğini gördüm.

Hayy bin Yakzan’dan Annamarie Schimmel’e uzanan bu yolun nihayetinde Batı’dan Doğu’ya Doğu’dan da Batı’ya doğru yol aldım. Eskiyle yeni yeniyle eski ben de harmoni oluşturdu. Nice zat geldi hatırıma. Önce Hafız Şirazi ve onu okuyarak nice şiirler kaleme alan John Wolfrang Goethe… Ve daha nice isim: Daniel Defoe, La Fontanie, Rudyard Kipling, Edward Said, Aldous Huxley, Hermann Hesse, Amin Maalouf, Arnold Toynbee,… Hepsi de Batı diye adlandırdığımız kronikler… Oysa bu isimler ben de çok daha başka çağrışımlar yaratmaktadır. İlk elde bahsi geçen ve geçmeyen nice yazarı önyargısız bir şekilde okumak gerektiği fikrini taşıyorum. Batı diye adlandırdığımız kroniğin bilime bakışı bizim kadar önyargılı olmadığını ve dışa açıklık bağlamında daha başarılı olduklarını gördüm. Her ne kadar bazı önyargılarından bahsetsek de Batı diye adlandırdıklarımız bizi bizden daha iyi bilmektedir. Diğer bir bahse gelince Batı insanı (bir kıyas olarak değil birazda hakkını teslim etmek adına) kendi kroniklerini eğrisiyle doğrusuyla kritik etme cesareti göstermektedir. Fakat biz daha Cemel Vak’ası gibi nice olayı görmezlikten gelmekteyiz. Bu yük daha çok hamalı kendine çağırıyor. Soru üstüne soru geliyor:

“Ayrılıklar tarihini görmezden geldiğimiz sürece birlikteliği vurgulamanın bir manası kalır mı a dostlar? Kendi tarihimize vicdan mesabesinden bakarak hakkıyla anlayabilecek kıvama erişebilecek miyiz? Resmi tarihin, resmi edebiyatın, resmi sanatın, resmi kültürün ve bilindik okumaların çemberlerini kırıp yüke talip olacak mıyız? Bunun için de ilk elden temelimizi oturtup tarafsız bir araştırmacı olabilecek miyiz?”

Haydi yola koyulma vakti… Yüke talip olan kazanacaktır.


[1] Makale için bkz. Evin Goodman, İbn-i Tufeyl-İbn-i Sina, Ruhun Uyanışı Hayy İbn Yakzan, Eğitim Felsefesi, Terc. Yusuf Özkan Özburun- Serkan Özburun- Şehabettin Yalçın- Or-

[2] https://islamansiklopedisi.org.tr/andrae-tor-julias-efraim

[3] Armağan, Bekir. Tor Andræ’nin Eserlerinde Hz. Muhammed. Ankara Üniversitesi SBE. Ankara, 2012.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir