YÜKSELME TESTİ

“Bilim insanı olmak naif olmaktır. Gerçeği aramaya o kadar odaklandık ki gerçeği ve ne kadar az kişinin onu bulmamızı istediğini görmedik. Fakat görsek de göremesek de, tercih etsek de etmesek de gerçek hep orada. Gerçek, ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi umursamaz. Hükümetlerimizi, ideolojilerimizi, inançlarımızı umursamaz. Her zaman pusuda bekler. Bu, sonunda Çernobil’in hediyesi. Bir zamanlar gerçeğin bedelinden korkuyordum, şimdi sadece şunu soruyorum: Yalanların bedeli nedir?”[1]

Bu sözler Çernobil faciası sonrasında faciayı en az hasarla önlemek üzere görevlendirilen Kimyager Valery Legasov’a ait. 26 Nisan 1988’de, yani Çernobil faciasından tam iki yıl sonra intihar eden Legasov. Onun intiharı bir “isyan” intiharıydı.

Çernobil faciası niçin yaşandı? Bu sorunun teknik ve siyasi pek çok boyutu olmasının yanında faciaya sebep olanlar daha çok dalkavuktu, yükselmek için neler yapmazlardı? Bunlar bir kenara eğer bu “yükselme testi”ni yapmazlarsa işlerinden olabilirlerdi, hatta öldürülebilirlerdi de. Hâsılı kendi menfaatleri için bir faciaya yol açabilecek kadar ileri gidebilen insanlardı. Çernobil faciası ‘konumum değişmesin, hatta “yükselme testi” sayesinde yükseleyim, makamım yükselsin’ diyenlerin sebep olduğu bir faciaydı.

Hz. Âdem(aleyhisselam)’den beri başımıza gelen bu değil midir? “İnsanlığın temelini oluşturan en büyük insanî değerler; reddedebilme ve isyan edebilme özellikleridir. O(aleyhisselam)’na şu meyveyi yeme dediler, yedi; sonra Âdem oldu, insan oldu, yeryüzüne indi…”[2] diyor Ali Şeriati. Yani insan değerlerini reddetme ve isyan şeklinde özetliyor. Doğru olana evet de diyebilirsin hayır da; hakeza yanlış olana evet de diyebilirsin hayır da. Yol metaforuyla sık sık anlatılan bir gerçeğe temastır değindiklerimiz. Sonuç olarak ya Hak üzeresindir ya da batılın yollarında çürümekte. Arası yoktur bunun. Müslümanlar nezdinde bu durum böyle iken dünya özelinde ise ya gerçeği ya da yalanı söylersin diye ifade edebiliriz. Legasov’un dedikleri de böylece anlamını bulmuş olur: “Gerçek, ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi umursamaz. Hükümetlerimizi umursamaz, ideolojilerimizi, inançlarımızı. Her zaman pusuda bekler.” Her ne kadar yalan üzerine oturursan otur gerçek bir gün seni gelip bulur: Ölümlüsün! Kime ne için itaat ettiğinin veya reddettiğinin anlamını bulduğun noktada sen ya insansındır, ya da “yükselme testi”nin zavallı kurbanısındır. Asla ortası yoktur. Vicdanın ortası olmaz, vicdan vicdandır, dalkavukluk dalkavukluktur. Tarih bize bu gerçeği acı bir şekilde öğretmiştir. Tarafını hala seçmedin mi?

“Bilim, vicdandan büyük müdür?” diye sormak istiyorum. Ya da soruyu genel hale getirelim: “Vicdandan daha büyük ne vardır şu firakların dünyasında?” El cevap: HİÇ. Bilim robotlaştırdığı kuklalarıyla “yükselme testi”ne girerken vicdanı bir kâğıt parçası gibi yırtar atarsın ve gerçeğe gözlerin kapanır. Dünya, ihtiraslarına kurban gidenleri her zaman buğzederek anmaktadır. Vicdanın kıymetini iyi tartmamız gerektiğini hala anlamadın mı?

Çernobil faciası özelinde, insanlık genelinde bir hadise var: Gerçekler acıdır ama er geç ortaya çıkar. Kimyager Legasov’un sözlerine son kez bir atıfta bulunursak: Yalanların bedeli nedir?  El cevap: Ebu Cehil olmaktır. ‘Hayda!’ diyenlere hatırlatırım; Ebu Cehil ve avanesi, gündüz Peygamber Efendimiz (aleyhisselam)’in getirdiği gerçeği yani Furkan’ı yalanlar, geceleri ise O (aleyhisselam)’nun kıraatini dinlemeye giderlerdi. Birbirlerine yakalandıklarında yemin etmişlerdi bir daha gelip dinlememek üzere. Fakat Rabbimiz o yalancıların ipliğini pazara çıkardı. Ayetlerle gerçeği nasıl sakladıklarını bir bir oraya koydu. Yalanların bedeli nedir ey cahillerin babası?

Yahudiler, Peygamber Efendimiz(aleyhisselam) dünyaya teşrif etmeden evvel Medineli Araplara bir Peygamber geleceğini ve O Peygambere itaat edeceklerini, böylece Medineli Arap kabilelerine karşı galip ve hükümran olacaklarını sık sık dile getirirlerdi. Gün geldi, Peygamber Efendimiz(aleyhisselam) Mekke’den Medine’ye hicret etti ve O’na(aleyhisselam) inananlar Evs ve Hazrec adlı iki Arap kabilesi oldu. Bu iki kabile yıllardır birbiri ile kan davalıydı üstelik. Peki ya Yahudiler nasıl tepki vermişlerdi? Asabiyetleri yüzünden Hak olarak geldiğini bildikleri Son Peygamber’e(aleyhisselam) inanmadılar ve gerçeği saklamak için ellerinden geleni yaptılar. “Yükselme Testi”nin bir diğer unsurunun da asabiyet yani kavmiyetçilik olduğunu buradan anlayabiliyoruz. Beyazın siyah üzerinde bir üstünlüğü olduğunu iddia etmek, “Yükselme Testi”nin gerçek olmayan yollarına adım atmak demektir. Öyle değil mi ey asabiyetin kendisinde vücut bulmuş insanları?

“Yükselme Testi”nin pek çok formları olduğunu görmekteyiz. Makam ve mevki yükselmesine tabi olunduğu gibi, asabiyet fikrinde de kendi kavmini yüksekte görme fikriyatı hâkimdir. Diğer yandan daha çok maddi imkânlara sahip olmak da bir “Yükselme Testi” olarak karşımıza çıkmaktadır. Nemrut, maddi imkân bakımından en ibretlik “Yükselme Testi”dir. Diğer yandan “Yükselme Testi”nden başarıyla geçen iki insan ve peygamber vardır ki onlar malı mülkü Allah yolunda takva uğruna terk etmişlerdir. Bunlardan ilki Hz. Süleyman(aleyhisselam)’dır ki maddi gücünün yanında makam ve mevki de vardı. Bir diğer örneğimiz ise pek çok gaile ve imtihanlardan geçerek iktidar gömleğini üzerine giydikten sonra “Allah’ım bu iktidarı bana sen verdin.” diyerek, tevazu gösteren Hz. Yusuf(aleyhisselam)’tur.

İnsanlık tarihinden bu yana nice kaleler fethedilmiş ve nice kaleler korunmuştur. I. Haçlı İstilası sırasında iktidarda olan Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan, başkent İznik’e gelen öncü istila kuvvetlerini püskürtmeyi başarmış fakat arkada yeni kuvvetlerin olduğunu bilmediğinden doğudaki seferlerine rahat bir şekilde devam etmiştir. Belki o kendinden çok emindi ve Haçlıların bu kadar büyük bir ordu ile gelebileceğini tahmin etmiyordu. İşin çok daha garip yanı, oradan gelebilecek tehlikelere karşı da bir önlem almamıştı.[3] “Yükselme Testi”nin bir diğer açığı da kişinin kendinden çok fazla emin olmasıdır. Göz önünde tutulabilir akıllıca bir eminlik elbette ki çok işe yarar. Fakat aşırısı Hitler gibi bir adama dönüştürür insanı. Hala içimizdeki engin kalenin ne olduğunu anlamadın mı?

“Yükselme Testi”, çetin yollardan ve uzun soluklu hikâyelerden geçerek, günümüze kadar nice örneğini gösterdi bize. O, kimi zaman Kabil’in attığı taşta, kimi zaman da Yavuz’un Sina Çölü’nü geçmesindeydi. Bu test, ne olursa olsun iki farklı insanî değerden ötesine gitmemiştir bugüne kadar. Bu testin bir örneğini, Hz. Peygamber(sav.)’in hicreti sırasında “Ey Mekke, ben senden ayrılmak istemezdim, ama beni sana bırakmıyorlar!” sözündeki hüznün akabinde Mekke’yi fethederken gösterdiği o derin tevazuda gösterebiliriz. Buradan anlaşılıyor ki tevazu dolu bir kalbin “Yükselme Testi”ni hakkıyla geçeceği bir gerçektir. Fakat fazla tevazunun da zalimlerin eline koz vereceğini unutmamalıyız. “Yükselme Testi”ni TAKVA’da arayanların kazandığı bir dünyada yaşıyoruz ne de olsa.

Yazı Çernobil faciası üzerinden hareket edilerek yazıldığı için orada anlatılanlara ışık tutan bir giriş oldu. Bugün Çernobil’de yaşananlar sık sık iki farklı görüşü dile getiriyor. Amerika’nın suçu Rusya’ya attığı ve taraflı bir fikri aşıladığı iddia ediliyor. Velev ki Çernobil Amerika tarafından büyütülmüş olsun. Bizim konumuz Çernobil üzerinden hareket etse de onu aşmayı amaçlamaktadır. “Yükselme Testi”ni Tolstoy’un Diriliş’inden, Gogol’un Palto’sundan veya Balzac’ın Goriot Baba’sından da anlatabilirdim. Dickens’ın Oliver Twist’i de epey ilgi çekerdi. Yahut Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’unda “Yükselme Testi”ne ulaşabilirdim. Buradaki amacın insanların değer yargılarına atıfta bulunmak olduğunu hatırlatmak isterim. Bir vicdan muhasebesi yaptırabildiysem ne mutlu bana!

“Yükselme Testi”nden geçemeyen bir Çernobil faciasının daha yaşanmasını istemiyorsak sorgulamalıyız, sorgulamazsak tarihin defterinden ders alamamışız demektir. Sorgulamak içinse çok okumalı, çok düşünmeli ve hakikati söylemekten çekinmemeliyiz. Öyle ya “gerçek her zaman pusuda bekler.”


Kaynaklar

[1] Chernobyl Dizisi, 5. Bölüm.

[2] Ali Şeriati, Bilinç ve Eşekleştirme, 19-20. Sayfalar.

[3] İhsan Süreyya Sırma, Müslümanların Tarihi, 4. Cilt.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir