ZARİFÇE

        “Bükülüp uçurumuna sapından

Kendini öpüyordu kalbindeki papatya.”

Edip Cansever

Gönlümü alamadım. Uzunca baktım. Gördüğüm, kimselerin görmediği kadar güzel, kimselerin anlayamayacağı kadar ürkütücüydü. Gerçeği hayal ile tefekkür ederken kendimle muhatap oldum. Başkasını bulamadım ya da başkasını aramaya vaktim olmadı, hatırlamıyorum. Ancak bu kadar zor olmamalıydı bir resme bakmak. Kalemin tehditkâr gücünü onunla fark ettim. Fırçanın hırçınca sürdürdüğü iktidarına şahit oldum. Öyle bir manzaraydı ki, kaç saat boyunca karşısında durup oturmayı dâhi akıl edemediğimin hesabını yapamadım. Kalbimi, kalbimden aldı.

Tutuldum kaldım. Uğruna şiirler yazılmış, resimleri çizilip milyonlara satılmış manzara karşımda. Boyaları özenle seçilmiş, gerçeği dikkatle aksedilmiş, çiçek dolu, ömür kokulu, ölüm korkulu… Umudun yaprak yaprak işlendiği, her fırça hamlesi sonunda üzülmek korkusuyla kendine daha çok sarılmış, özüne kapanmış, güneşten başkasına selam vermemiş, buluttan başkasına eyvallah dememiş, topraktan başkasına dert dökmemiş çiçeklerle dolu manzara. Bir de hepsine O’nun rızasıyla. Elden ele nezaket dağıtan, tebessümle amel edip güzellikle iştigal eden, hem iyi hem kötü gün dostu çiçeklerle dolu manzara. Tam ortasında saflığıyla, tarafsızlığıyla, iyiliği kendine dert edinmiş duruşuyla, tüm renklere ev sahipliği yapan beyazlığıyla manzaranın büyüsüne büyü katan papatyalarla süslüydü resim. Rikkatinden doğrulamadım. Ve olan oldu sonra. Papatyaların nezaketinde manzaranın güzelliği bir anda duruldu. Buna sebep neydi?

Papatyaları muhabbetle izleyen, yaşamak savaşına düşmüş insanları gördüm. Gördüğüm onca güzellikten herhangi birinin hakkını nasıl ödeyecek diye düşünürken kıymet bilmezliğinin ispatında gibiydiler. Gölge düştü manzaraya. Yalnızlığa itti bir güç. Yalnız insanlar gördüm, gördüğüm manzaranın yalın köşesinde, bir kalabalık insan grubu içindeydiler. Böylesini arzuladıklarını daha önce de anlamalıydım. Yalnız, elif gibi, papatyasız insanlar…

Papatyaları ölüme terk ediyorlar, umudun yapraklarını kırarak. Sevgiyi bir çiçeğin ömrüne son vermekle ölçüyorlar, ölümle sevgiyi aynı kafese hapsediyorlar, farkında değiller. Gördüm. Kalbinde çiçek besleyenler üzülüyor en çok bu duruma. Hayallerini hangi çiçeğin kokusuyla süslese, geçmiyor kalbindeki kırık, küspe kokusu. Çiçekler insanları iyileştirmiyor, insanlar insanları… Kırılmış kalpler gördüm, çiçek hediye edilmiş. Kaybedilenin üstünü örtmek için paketlenmiş çiçeklere tanıklık ettim. Papatya tarlasında sevgi büyütüp ayrılanlar gördüm, bir daha bir araya gelmemişler.

Güneş, dağ, taş, bulut, ağaçlar, çiçekler ve en çok da papatyalar, insanlar vardı baktığım resimde. O vardı bir de görünmeyen. Hangi uçurumun eşiğindeydi de bana bunları düşündürdü? Neye kırılmıştı en çok? Böylesine buruk bir manzara resmini hangi gerçekten sonra zihninden çıkaramadı? Fırça darbelerine yenik düşecek kadar ne üzdü kalbini bu denli? Onu düşündüm. Bir insanın kalbi kırılırsa dünyanın alt üst olduğu kanıtlanmış olur. İnsan kaç âlem bilmiyorum ama kalp başka bir âlem. Bir kere ölmez insan, diyor ya şarkıda. Gurbet bir ölümdür. Uyku başka bir ölüm. Hasret başka. Bazı ölümler dirilişi muştular. “Senin adın kavuşmak olsun.” Bazı ölümler vardır bir de, kalple yaşayıp son bulan. Kalbi kırıldıysa mesela insanın, ölür. Ne için öldün de bu resim nefeslendi? Yaşamak akıl almaz bir uğraş gerektiriyor! Öyle resmedilmiş. Bir cana kıymamış, yeryüzünde fesat çıkarmamış bir insanı öldüren, bütün insanları öldürmüş gibidir, hüküm böyle verilmiş. Bir çiçeğin yaprağı kadar zarifçe kalbe sahip insanların varlığı zor bulunuyor, yaşaması zor oluyor. Kıyamet alameti kırıklarımız var gördüğüm resimde. ‘Ya kırdığımız gönlü Allah seviyorsa’ korkusunu taşımıyoruz. Çokça kopuyor, kalbimize yıkılıyor dünya, hesabını veremeyeceğimiz bir yükle kazıyoruz kabrimizi resmin imza köşesinde, sıcağa doğru, yıkıcı sıcaklığa.

Kalbim kanlandı. Sıcaklığı hissediyorum ruhumla, sanki toprağa temas eden sadece ayaklarım değilmiş gibi. “Umut kalbimizde bir kuştur, sürekli öter” demişti Kutlu. Kalbimde yaşayan bir kuşa sahip değilim. “Hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin…” Ellerini hiç görmedim. Usulca manzaranın huzurundan çekildim. Huzura vardığım söylenemez. Geri çevrildim. Bu gördüğümü kimselere söylemedim. Ondan başka. Bir öpücük konduran kendisine, kalbindeki papatyaya yaşamasını diledim. Yaşamak istedim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir