ZARİFOĞLU’NUN “İNS”İ ÜZERİNE

“İns’teki öykü toplamı okunup dışarıdan bakılırsa genel

 anlamda bir Zarifoğlu portresiyle karşılaşılır.”

Ali Haydar Haksal

Abdurrahman Cahit Zarifoğlu, şair kimliğinin yanında iyi bir öykücü kimliğine haiz bir yazar ve fikir işçisidir. Zarifoğlu’nun eserleri sembolik anlatımlarla ve çağrışımlarla doludur.

Cahit Zarifoğlu, şiirlerinde kapalı bir anlatımı tercih eden şairdir. Şiirlerindeki kapalılık ve gizem şiirlerinin anlaşılmadığı yorumunu da beraberinde getirmiştir. Cahit Zarifoğlu, şiirlerinde ikinci yeninin imgelerle dolu anlatım havasını iliklerimize kadar hissettirir. Bununla birlikte şiirdeki üslubunu koruyan sanatkârca dizelerin varlığı ile bir çağrışımlar ülkesi sunar. Öykülerinde de bu kapalı anlatım havasını benimsediğini söyleyebiliriz. Öykülerindeki sembolik anlatım ve imgelerin varlığı okura şiirlerini hatırlatır ve adeta dizelerin ayrı birer öyküsünü okuruz.

Şiir ve öyküleri yazın hayatının temelini oluşturur.1 Şiir ve öykülerinin ortak zemini, anlatımlarının birbirleriyle mündemiç olmasıdır. Zarifoğlu’nun, öyküleri içerisinde “İns” öyküsü öne çıkan ve sevilen öyküler arasındadır. Bu öyküde, yoğun imgelerin varlığı, okuru, Zarifoğlu’nun adeta şiirini terennüm ediyor izlenimini uyandırır.

Öykülerindeki imgelerin fazlalığı, Zarifoğlu’nun öykü değil, şiir yazdığını düşündürür. Bir anlamda öykü yazarken de sanki başka bir şiir yazar.2

Zarifoğlu, “İns” öyküsü bağlamında, bireyin doğa karşısındaki konumunu, tarihsel bir kurgu içerisinde sembolik anlatım ve imgelerle aktarmıştır. “İns” öyküsü beş bölümden oluşan bir öyküdür. Bu bölümlerde okura, bireyin doğa karşısındaki fotoğrafını sembolik anlatım ve imgelerle sunmaya çalışır. Öykümüzün kahramanı, İns, kelimenin olmadığı ve dolayısıyla işaretlerle anlaşılan çağın kahramanı olduğu için öykünün son bölümüne kadar konuşma geçmez fakat doğa ve insanlara yönelik tefekkürü durmaksızın devam eder. İns, doğa gözlemlerinden hareketle, öykünün bütününde çeşitli merhâlelerden geçer ve hemen birinci bölümde ihtiyar anne-babası ve yaşlı keçileri vasıtasıyla, bizi ölümle tanıştırır. Öyküde doğa ve insan tefekkürü bir anlam zeminine oturtulmadan sembolik anlatımlarla yapılır. Kahramanımızdaki bu tefekkür ile huzursuz bir çağın yankısı uyanır zihinlerimizde, zirâ yaşanılanları ifade edebilmek ister ancak bir anlam zeminine yaslanamaz. Zarifoğlu, doğa tefekkürünü, tevhid anlayışı temelinde aktarır.

İns, yürüyüşü, yeni yerler keşfi ve ailesinin çoğalması ile birlikte bereketli bir toprak alanında çadırlarını kurar. Çadırların kurulması, insan artışının ve beraberinde kalabalıklaşmanın alâmetidir. Bu insan çokluğunun karşısında doğa karşısındaki birey bağlantısını kurmaya sürekli devam eder: “Bozulmamış olan dağların, ağaçların, başıboş hayvanların nedeni var mıydı? İnsanların çoğalmalarının ve tabiatın gösterdiklerinin değiştirmelerinin nedeni var mıydı? Belirsizdi.”3  

Kalabalıklaşan ve doğayı kontrol altına alan topluluğun karşısında İns, bâkir toprakları tefekkür ederek insanın doğaya karşı konumunu düşünür. İnsan çokluğu ile birlikte hayvan avı, ağaç kovuklarından süs eşyaları, hayvan kürklerinden giysi ve boynuzlarından süs eşyaları yapılmasıyla birlikte doğanın kontrolünün insanın himayesinde olduğunu kavrarız. İns, doğa-birey çatışmasının karşısında derin düşüncelere dalar ve inzivâya çekilir. Tefekkürün neticesinde, anlam verememenin ve ifade edememenin karşısında, şiddetli buhrana düşer. Dolayısıyla bu durum okur tarafından ifade etme ve anlam verme kudretinin kutsiyetini tüm ihtişamıyla hissettirir.

Akla şu gelebilir; İns, anlam zeminine ulaşamadan nasıl tefekkür ediyor? Elcevap; zihninde, yaşadıkları anların resimlerini tarihsel süreç bağlamında toplayarak ve o anları birleştirerek. Resimlerin toplamları da kelimenin ve ifade etme gücünün yerini alamadığı için İns’in buhranı gitgide artış gösterir. Biliriz ki; sabah, gecenin en karanlık olduğu zamanın sonunda gelir. “Geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır” diyen Sezai Karakoç gibi. İns karanlığın, buhranın, en yoğun olduğu dönemde; bir gündüze, anlama, varması malumdu ve nitekim öyle de oldu. İns, içinde üç patlama ile sarsıldı. Anlam zeminine kavuşmak için önemli olan bir “kelime”ye sahip olmaktı. Yani ifade etmek için, kelime çok önemlidir. Kelimesiz olan İns, içindeki patlamaların neticesiyle bir kelimeye sahip oldu ve kelimenin ihtişamıyla anlamın derinliklerine daha iyi dalabilirdi. İç patlamaları neticesinde kahramanımızın bütün işlerinde bir bereket ve güzellik meydana gelir. İns, doğaya ve insana karşı tefekküründe bir anlam zeminine kavuşur. Bu meyanda ‘kelime’den hasıl olan mananın anlam verme ve anlam bulma olduğunu kabul edebiliriz.

İns, kelimeye kavuştuğunda ve yaşanılan olaylara anlam verebildiğinde ise kendi kendine söylediği ilk cümlesi şu olur: “Ey yeryüzü değişeceksin; ey insanlar, değişeceksiniz.”

Cahit Zarifoğlu, “İns” öyküsüyle ifade edebilme (anlatabilme) ve anlam verme ekseninde tefekkürün kıymetini biz okurlara özgün üslubu ile sunmayı başarır.

KAYNAKLAR

1. Cahit Zarifoğlu, Hikayeler, Ali Haydar Haksal giriş yazısı, Beyan Yayınları, 2006.

2. Cahit Zarifoğlu, Hikayeler, Ali Haydar Haksal giriş yazısı, Beyan Yayınları, 2006.

3. Cahit Zarifoğlu, Hikayeler, Beyan Yayınları, 2006.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir